TATİL PROJELERİ – LUKSOR

LUKSOR – MISIR
Turistlerin binmesine müsaade edilen trende, neredeyse bomboş denebilecek bir vagonda, diğer üç turistle üç saat süren keyifli bir yolculuğun ardından Luksor’a varıyorum. Yorgun ve uykusuzum.

Akşamüzeri kısa bir şehir turu. Nil, burada Aswan’dan daha harika görünüyor. Batı yakası, Antik Thebes’in ölüler kenti. Yarın karşı tarafı göreceğim için şimdiden heyecanlıyım.

Luksor’daki kral ve kraliçe mezarları, aşırı ilgi nedeniyle ciddi bir tehlike altında. Mezar odalarına girenlerin, nefesleri ile havaya bıraktıkları nem, özellikle duvar resimlerine büyük zarar veriyor. En çok ilgi çeken, Nefertari’nin mezarına günde sadece 150 kişinin girmesine müsaade ediliyormuş. Tabi böyle olunca, biletler karaborsada büyük rakamlara satılıyormuş. Geçmişte, Fransız ve Alman gruplar arasında bilet nedeniyle büyük bir kavga çıkınca, mezar süresiz olarak ziyarete kapatılmış.

Saat 3 sularında oteldeyim. Kısa bir şekerlemeden sonra Luksor Tapınağını gezmek için çıkıyorum. Tapınağın açılış saati 18:00. Biraz vakit geçirmek için Nil kenarındaki Kordon’a geçiyorum. Bir felukacı hemen yanaşıyor. Güven veren, temiz yüzlü bir adam. Nil’de bir buçuk saatlik bir yelken gezisi için istediği para üç dolar. Aslında niyetim, tapınağı güneş batarken uzun uzun dolaşmaktı ama bugünkü tapınağa giriş ücretim bu adamın nasibiymiş. Teknesi, 7-8 metrelik, pırıl pırıl, tertemiz bir feluka. Çok yüksek bir beyaz yelkeni var.

Kayıkçı, yola çıkar çıkmaz beni dümene geçirerek çay demliyor. Koyduğu nane, çaya farklı ve güzel bir lezzet vermiş. Nil’in üzerinde, püfür püfür esen rüzgârla keyifli bir gezinti yapıyoruz. Koskoca teknede yalnız olmanın rahatlığıyla dilediğim gibi fotoğraf çekiyorum.

Ülkenin güneyindeki Aswan yakınlarında, her gün bir deve pazarı var. Daha kuzeydeki Luksor’da ise haftada sadece bir gün Pazar kuruluyor. Develerin büyük çoğunluğu Kuzey Sudan’dan “40 günlük trek” olarak adlandırılan eski bir kervan yolu ile getiriliyor. Deve eti, yumuşak olduğu için Mısır’da oldukça gözde.

Yetmiş milyonluk Mısır halkının büyük çoğunluğu Nil vadisinde ve Akdeniz kıyısındaki Nil Deltasında yaşıyor. Bu toprakların ülke yüzölçümüne oranı ise sadece yüzde dört. Kahire, 25 milyonluk nüfusu ile Afrika’nın en kalabalık şehri. İskenderiye altı milyon insanı barındırıyor. Futbol ve batıda “öğle uykusu” olarak geçen öğleden sonraki uzun şekerleme zamanı, sıradan Mısırlının yaşamındaki en önemli iki şey. Sabah dokuza doğru açılan dükkânların çoğu öğlen kapanıyor ve akşamüzeri 5-6 sularında tekrar açılıp gece yarısına kadar açık tutuluyor. Mısır’da yaşamın en hareketli olduğu saatler, bu zaman dilimi. Bu canlılık ve devinim, gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor.

Sabah erkenden tren istasyonunun önünden bir minibüse binerek Karnak Tapınaklarına gidiyorum. Dolmuş şoförünün çok güzel bir ingilizcesi var. Beni ana kapının önünde bırakıyor. Sabahın erken bir saati olmasına rağmen çok sayıda turist grubu var.

Tapınağın görkemi karşısında şaşkınlığa düşüyorum. “Hipostyle Hall” olarak geçen dev sütunlu mekân, gerçekten insanı büyülüyor. Bu sessiz ve olağanüstü mekândan kolay kolay ayrılmak istemiyorum. Yerleri süpüren Fellahların sütunların arasındaki görüntüleri de çok hoş.

Sıcak saatleri odamda geçirdikten sonra akşamüzeri şehrin içindeki Luksor Tapınağına gidiyorum. Yüzyıllardır kumların altında kalan kalıntıların üzerine, sonradan inşa edilmiş Arap Camii biraz sırıtıyor gibi görünse de ortama değişik bir hava katıyor. Ortalığın sakin olmasının keyfini çıkartıyor, dilediğim gibi fotoğraf çekiyorum. Neredeyse yarı çıplak denecek Avrupalı bayanlarla birlikte dolaşan, başı örtülü Mısırlı bayan rehber, oldukça ilginç bir görüntü oluşturuyor.
Dr. Faruk BUDAK

Author: Faruk BUDAK

Faruk BUDAK, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümünden 1983 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimi ardından daha sonra branş değiştirerek Endüstri Mühendisliği Doktorasını tamamladı.

Bu yazıyı paylaş