TATİL PROJELERİ – PHNOM PENH

Bugünkü programımızda şehir turu var. Diğer ülkelerde alıştığım triportör (tuk tuk ya da motor-rikşa) burada neredeyse hiç yok gibi. Bir motosiklet-taksici ile haritada işaretlediğim dört yere götürmesi için anlaşıp yola çıkıyoruz.

Göreceğimiz yerler listesinin başında “Independence Monument” (Bağımsızlık Anıtı) var. Şehrin ana bulvarlarından birinin üzerindeki Anıt, fazlaca görkemli olmasa da etrafını çevreleyen dairesel iki yeşillik bandı ile oldukça güzel görünüyor. Fakat böylesine önemli bir yapının etrafının tuvalet olarak kullanılması ve uzunca bir süreden beri de temizlenmemiş gibi görünmesi çok ilginç. “Ben böyle bağımsızlığın içine ederim” mi demek istiyor bunu yapanlar acaba?

İkinci durak, Royal Palace ya da Eski Krallık Sarayı. Gerçekten muhteşem yapılarla dolu. Bangkok’daki Siyam Krallığının sarayından çok daha güzel, düzenli ve bakımlı. Hemen yanındaki Silver Pagoda fazla enteresan değil ama, oldukça büyük bir zümrüt buda heykeline ev sahipliği yaptığından dolayı çok önemli bir tapınak.

Wat Phnom, oldukça kutsal başka bir tapınak. Yüzyıllar önce çok yakından geçen nehrin kumları arasında bulunan dört buda heykeline ev sahipliği yapması için yapılmış. Heykelleri bulan kadının ismi Penh ve bundan dolayı da başkentin ismi Phnom Penh. “Penh’in Tepesi” anlamına geliyor.

Ölüm Tarlaları ve arkasından da ünlü işkence kampı S-21 gezisi için kaldığımız otelin organize ettiği bir tura katılıyoruz. Yarım saatlik bolca hoplamalı bir yolculuktan sonra Ölüm Tarlalarının giriş kapısındayız. Minibüsten iner inmez etrafımız kolsuz bacaksız insanlarla kuşatılıyor. Dileniyorlar.

Karşımızda ince uzun, oldukça yüksek, çatı kısmı tapınağa benzeyen bir yapı var. Yaklaşınca pencerelerinden görünen beyaz şeylerin insan kafatasları olduğunu fark ediyorum. Pol Pot’un öldürttüğü binlerce Kamboçyalının kafatasları. İçeri giriyoruz. Çok dar bir alanda yukarı doğru yükselen raflarda yüzlerce kafatası insana dehşet veren bir görüntü oluşturuyor.

Daha sonra ingilizcesi kolay anlaşılamayan bayan rehberimiz bizi hemen arka taraftaki toplu mezarlara götürüyor. Silah kullanılmadan, hindistan cevizi ağaç dallarının keskin uçları ile vücutları kesilerek, çekiç ile parçalanarak öldürülmüş yüzlerce insanın yan yana toplu mezarları.

Gezinin ikinci etapında Kızıl Khmer’lerin S–21 hapishanesi var. Bugünkü ismi Tuol Sleng Müzesi. Kendilerince rejim düşmanı olanlar için bir işkence evine dönüştürülen eski bir lise binası. İşkence odalarını dolaşıyoruz önce. Siyah beyaz fotoğraflar işin korkunçluğunu fazlasıyla anlatıyor.

Turun bitiminden sonra Rus Pazarı olarak adlandırılan alışveriş merkezine gidiyoruz. Şehir haritası üzerinden yürüyerek kolayca buluyorum. Tropikal meyve tezgahlarının arasından geçip içeriye giriyoruz. Diğer girişe yakın bir yerde çok güzel ahşap hediyelik eşyalar satan dükkanlar var. Hemen yanlarında da, harika elişi seramik malzemelerin satıldığı standlar. Balık desenli seramikler hep ilgimi çeker. Kendime, mavi balıkların yüzdüğü bir bardak beğeniyorum.

Alışveriş faslından sonra bir motosiklet-taksiye atlayıp otelimize dönüyoruz. Bu arada biraz geç kalınmış öğle yemeği faslını da geçmemiz gerekiyor. Klasik bir Asya yemeği yerine BigA Süpermarkete gidiyoruz. Uzun baton ekmeklerden alıp bir köşedeki deniz ürünleri standından 4–5 midye tava, mürekkep balığı ve tavuk, içerideki burgerciden de kola ısmarlıyoruz. Baton ekmek arası çöpşiş ve deniz ürünleri, uzun zaman sonra yediğim çok farklı bir tat oluyor. O kadar çok yemişiz ki akşam yemeği yiyecek halimiz kalmıyor.

Dr. Y. Müh. Faruk BUDAK, PMP, REP

Author: Faruk BUDAK

Faruk BUDAK, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümünden 1983 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimi ardından daha sonra branş değiştirerek Endüstri Mühendisliği Doktorasını tamamladı.

Bu yazıyı paylaş