AVM KÜLTÜRÜNÜN MODERNİZASYONU:
Haz09

AVM KÜLTÜRÜNÜN MODERNİZASYONU:

ÖDEVLERİNİ DİKKATLE YAPANLAR BAŞARILI OLACAKLAR Yaklaşık 7 milyon evin yıkılacağı ve insanların yer değiştirmek zorunda kalacağı Kentsel dönüşüm uygulamalarının AVM’leri nasıl etkileyeceğini merak ediyoruz. Büyüklüğü 400 milyar dolara yaklaşan kentsel dönüşüm projeleri, sektörümüz açısından önemli bir pasta. Türkiye’nin 5 yıldır yakaladığı büyüme grafiği yerli/yabancı alıcılar için  cazip; özellikle satıp çıkmak yerine kira getirisi olan AVM ve ofis gibi yatırımların yanı sıra kent merkezinde A plus proje yapılacak arsalara ilgi bu süreç içerisinde yüksek seyretti. Türkiye’deki toplam yatırımların neredeyse yüzde 50’si inşaat sektöründen kaynaklanırken, 2014’ün ilk döneminde bir daralma yaşandığını görüyoruz. 2014’ün ilk çeyreği siyasetin ekonominin önüne geçeceği bir yıl olarak seyrediyor; ancak yıl genelinde bu durum değişip tersine bir grafik çizebilir. Şurası kesin ki; kentleşme küresel bir olgudur ve İstanbul dahil olmak üzere bazı büyük şehirler, alışveriş merkezleri sektöründe yoğun büyüme süreci içerisindedir. Bildiğiniz gibi şu sıralar İstanbul perakende sektörü, Moskova ve Chengdu gibi doymuş kabul edilen şehirler ile karşılaştırılmaktadır. Bunun gibi yüksek kentleşme / yüksek büyüme dönemlerinde, hükumetler ve özel yatırımcıların ev ödevlerini yaparak  pazar araştırmaları sonuçlarını doğru değerlendirmeleri esastır. Perakende piyasaları karmaşık ve niş olabilir. Hizmet alanları ve sosyal profiller aynı yerde üst üste çakışabilir. Sadece profesyonel ve ayrıntılı pazar araştırması geliştiricileri başarılı ve sürdürülebilir çözümlere ulaştırabilir. Ödevlerini dikkatle yapanlar başarılı olacaktır. Bunu yapmayanlar ise eriyip yok olabilir! Bu geliştirme sürecinin doğru şekilde yürütülmesini sağlamak hükümet ve özel sektörün sorumluluğunda olup doğru algılandığından emin olunması elzemdir. AVM kültürünün modernizasyonu ile bulunduğu lokasyonun özelliklerini harmanlarken konsantrasyonumuz, şehir ölçeğindeki çeşitli buluşma noktalarının akışını projemize yansıtarak projenin şehir ile bağlantısını kurmak ve bütünlüğünü sağlamaktır. Alışveriş Merkezi ve içinde bulunduğu lokasyon arasında oldukça güçlü bir diyalog olmalıdır. Bu anlamda projenin katmanları öyle bir şekillenir ki; “akış” kentsel ölçekten AVM ölçeğine aktarılır ve aynı fikir üçüncü boyutta da devam ederek alışveriş merkezi ile dış dünya arasında bir bağlantı kurar. Hemen her perakende projesi için, mimar olarak öncelikle ilgili projeye özel profesyonel bir konumlandırma raporu görmek isteriz. Bu başarı sürecimizin önemli bir parçasıdır. Bu bize planlama ve tasarım için gereken ipuçlarını verir. Bu çalışma belirli bir konuma ilişkin demografik verileri, harcama gücünü, rakipleri ve tüketici eğilimlerini tam olarak dikkate almalıdır. İşte bu bilgiler aracılığı ile  biz tüketiciyi, onların istek ve ihtiyaçlarını anlayabiliriz. Bu direkt olarak tasarım sürecimize entegre olarak  kiracı karması, dükkan boyutlandırma, lokomotif kiracı, küçük lokomotif kiracı vb ile projenin sosyal profilini belirler. Tüketiciye ilham verici ortamlar sunabilmek için sürekli olarak çalışmalarımızı günceller ve küresel tasarım trendlerine dair farkındalığımızı geliştiririz.. Tabii ki sektörde Outlet Alışveriş Merkezleri , A sınıfı – Markalı Alışveriş Merkezleri , Toplum Merkezleri, Hızlı Moda, Butik High Street Mağazaları, Big Box perakendeciler vb arasında temel farklılıklar vardır. Perakende sektörü aslında her türlü piyasa şartları ve taleplerine cevap vermeye hazır...

Read More
BEN DÜNYAYI HİÇ BIKMADAN YENİDEN KURTARIRKEN – 1
Nis25

BEN DÜNYAYI HİÇ BIKMADAN YENİDEN KURTARIRKEN – 1

Anlamıyorum neden sürekli yeni bir şeyler çıkıyor ve ben öğrenmek zorunda kalıyorum. Herkes şirket değiştirir maaşı artar, rahatlar, odası büyür, hatta hiç iş yapmamaya başlar bende nerede o şans. Tamam, çok zekiyim, herkes benden şirket için büyük atılımlar bekliyor ama ben de insanım, ben de rahatlamak istiyorum, ben de artık şu müthiş kariyerin keyfini süreyim istiyorum. Sineğin yağını çıkartmaya gerek yok. Ben de süper kahraman değilim. Neydi onun adı bakiyim, örümcek adam mesela… Yok yok o olmaz, o pek tıfıl bir şey… Demir adam deseeeek… Yok ya onun da giysisi güzel değil ki… Hah buldum Thor… Boylu, poslu, yakışıklı, güçlü… Eh ben de gençken öyleydim… Tamam, boylu değildim, güçlüydüm ama… Bir keresinde bilek güreşinde kızkardeşimi yenmiştim, yaşı küçük, mutsuz olmasın diye biraz da uzatmıştım oyunu… Yakışıklılık desen eh hala öyleyim… Şirketteki kızlar hep iç geçiriyor biliyorum… Başı bağlı olmasam neler neler yaparlardı kim bilir… Ben anlıyorum gözlerinden… Geçen gün birisi ne dedi… günaydııın dedi… Evet, sonunu öyle uzattı… Demek ki etkileniyor benden, cümlesini bile toparlayamıyor… Neyse ya hanım bakar okur falan… Yok ki öyle bir çekicim benim fırlatıp da herkesi susturayım… Anlamıyorum neden benden PMP olmamı istedi bu patron. Ne olacak olunca ki… Ben yıllardır bu PMP’nin P’sini bile bilmeden tamamen içimden gelen yüksek zekâ ile yürüttüm bu işleri… O gençler ellerinde formlar bilmem neler ile dolaştı da ne oldu. Ben terfi ettim, ben başka şirkete geçtim, ben proje koordinasyon grup başkanı oldum… Demek ki PMP olmaya hiç de gerek yokmuş… Hatta yoluna engel koyuyormuş… O kadar kalabalık bir şirkette bu kademe… Az mı ya tam 40 kişiyiz, benim bölümümde az mı ya tam 4 kişi var… Bak bak ne uyumlu rakamlar 40 ve 4… işte bunlar hep benim uğurum… Ya aslında şu sekreteri paylaşma işinden hiç memnun değilim… Oğlum benim gibi meşgul bir adama tek sekreter yetmez, değil birini o yarım akıllı grup başkanı ile paylaşmak… Adam ne ki kardeşim… Alt tarafı pazarlamadan sorumlu… Ben o işi günde yarım saat ayırsam bile yaparım… Belki şu PMP’yi olursam sekreteri tamamen kendime alırım, kim bilir… Bu hoca da ne sıktı ya… Daha ilk ders… Proje nedir onu anlatıp duruyor… Proje nedir kardeşim, o kadar süslemeye ne gerek var. Proje dediğin iştir işte… İşi yaparken sıra yaparsın odur proje… Ha bence yapmasan da olur aslında… Zaten işin bir sırası var ki gidiyor… Ama işte bize de öyle ekmek çıkıyor… İşin sırası gidiyor ama işte birinin de bakıp he gidiyor demesi gerek… İşte o da ben oluyorum… Proje budur işte… Uzat uzat… Aha adam yazdığımı gördü… Bana yaklaşıyor… Yaklaşıyor… Eyvah soru soracak… Ukala adam… Neymiş, ben ne düşünüyormuşum proje kavramı konusunda… Deneyimlerimi paylaşır mıymışım? Hayır, paylaşmam, onlar benim deneyimim… Benim bilgilerimi çalıp...

Read More
UZUN SOLUKLU PROJELERDE BAŞARI
Nis20

UZUN SOLUKLU PROJELERDE BAŞARI

Uzun İnce Bir Yoldayız… Uzun Soluklu Projelerde Başarı için 11 İpucu Uzun bir aradan sonra tekrar FABE sayfalarında sizlerle buluştuğum için çok heyecanlıyım. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Herakleitos İş hayatındaki herkesin iyice benimsediği bu evrensel tespit, bana kalırsa içinde bulunduğumuz durumu anlatmak için artık yetersiz kalıyor. Teknoloji ve ihtiyaçlar büyük bir hızla değişiyor, kurumlar -ve kişiler- bu hıza ayak uydurmak için sürekli bir ‘dönüşüm’ halinde olmak zorunda. Aslında ben kendi adıma bu durumdan oldukça memnunum. Durmadan yeni, büyük, farklı projelerde çalışırken çok şey öğreniyorum. Üstelik kurumlar da öğreniyor ve proje yönetim metodolojisi -dolayısı ile proje yöneticilerinin- gerekliliği ile ilgili farkındalıkları artıyor. Bu ay, uzun süreli dönüşüm projelerinin başarısı için kritik gördüğüm noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum. 1. Ne kadar uzun? Genellikle birden fazla alt projeyi içereceği için, bu tür dönüşüm projelerini program olarak da adlandırmak mümkün. Dönüşüm programı da olsa mümkünse bir buçuk yıldan uzun süreli bir proje yapılmamalı, benim görüşüm bu. Programların uzamasının getireceği çeşitli riskler var, sonraki maddelerde bunlara değiniyorum. Yolda çıkacak risk ve sürprizlere hazırlık olarak sadece finansal bütçede değil, zaman planında da bir emniyet payı bırakmalısınız. 2. Hedefleri netleştirin ve kapsam çerçevesini çizin Projenin hedefleri net olmalı; sağlam bir olurluk analizi (business case) hazırlandığından emin olun. En yüksek ve hızlı kazanımı sağlayacak işler belirlenip bir öncelik belirlenerek yol haritası oluşturulmalı. Herşeyi bir anda yapmaya kalkınca paralel yürüyen birçok alt proje ortaya çıkıyor ve aslı faydayı sağlayacak kilit projeler de riske giriyor. 3. Proje Yönetim Ekibi kurun Günümüzde bilgi teknolojilerinin dahil olmadığı bir dönüşüm programı düşünemiyorum. Bu tür programlarda dışarıdan danışmanlık almanın da yaygın bir uygulama olduğunu düşünürsek aslında projelerin 3 önemli ayağının olduğunu söyleyebiliriz: Teknoloji Departmanı (BT), İş Birimleri, dış partiler (danışmanlar ve diğer iş ortakları). Bunlardan birinin katılımı gereken dozda olmadığında projedeki dengeler de bozulacaktır. Her üçünün de rollerinin tanımlı ve net olduğu bir proje yönetim ekibi kurarak sahiplenmeyi sağlamalısınız. Bu ekibi projenin “Proje Yönetim Ofisi” olarak da adlandırabilirsiniz. 4. Kimin projesi? Proje sahibi iş birimi dışında Projeye dahil olması gereken tüm kişilerin resmi olarak ekibe atanması işin sahiplenilmesi için çok önemli. Ekip üyelerinin performansının proje yöneticisi tarafından değerlendirilmesi de sürece katkıda bulunacaktır. 5. Kritik paydaşlara dikkat! Gereksinimler belirlenirken tüm paydaşları sürece dahil ettiğinizden ve gerekli tüm onayların alındığından emin olun. Dikkate alınmayan paydaşlar patlama hazır bir bomba gibi her an kendilerini gösterebilir. Özellikle gereksinimler belirlenirken tüm iş kurallarının belirlenmiş ve ilgili her bölüm tarafından onaylanmış olması gerekli. Kullanıcılar –özellikle sıfırdan oluşturulan yeni yazılım uygulamaları ve modüller için- tasarım ve yazılım aşamalarında da sürece dahil edilmeli. Aksi halde son testler sırasında bile çok sayıda ek kapsam talebi ortaya çıkabilir. 6. Değişimi yönetin, sürprizlere hazırlıklı olun Kapsamın belirlenmesiyle tamamlanması arasında geçen süre uzadıkça, değişiklik ihtiyaçlarının...

Read More
KURUMSAL POZİTİF ENERJİ
Nis20

KURUMSAL POZİTİF ENERJİ

Kurumlar, ortak çalışma alanlarıdır. Bu ortak çalışma alanlarında işlev gören bilgi birikimin yanı sıra kişilerin ruhsal durumlarından kaynaklanan ve karşılıklı olarak akan enerjinin varlığı da önemlidir. İşte bu enerji, bilginin pratiğe dönüştürülmesi sürecinde, önemli bir faktördür. Negatif atmosfere sahip mekânlar, negatif odaklı insanların yaydıkları enerjinin etkisi altındaki alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi birikimi ne kadar geniş ve yoğun olursa olsun, ortamın atmosferi bilgi akışını etkiler. Böylece var olan bilgi, kısıtlanmaya ve bireyler arasındaki enerji akışındaki tıkanıklık nedeni ile işlevsiz kalmaya mahkûmdur. Pozitif atmosfere sahip mekânlar, pozitif odaklı insanların yarattığı alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi, rahatça akışa geçer. Atmosferin verdiği rahatlık, bilgi akışını ve kurumsal verimliliği hızlandırır. Kurum içerisinde negatif ya da pozitif atmosferi oluşturan, çalışan insanlardır. İnsanın ruhsal durumunu da kendisi hakkındaki inançları belirler. Kişi, işi ile ilgili bilgi birikimine önem verdiği ölçüde, kendi kişisel gelişimine de önem vermelidir. Bu anlayış, çok boyutlu olarak profesyonelleşmesine yardımcı olur. Her düzen, birbirine bağlı zincirlerden oluşur. Zincirin her bir halkası ne kadar gelişir ve kuvvetlenirse, zincir de o derece güçlenecektir. Kendini geliştirebilen birey, ortak çalışma alanındaki başkalarını da geliştirebilir. Kendine güvenen biri, başkalarına güvenebilir. Kendini geliştirmede başarılı olan biri, başkalarını ve çalıştığı kurumu geliştirmede başarılı olabilir. Nasıl bir iş arkadaşı ile çalışmak size daha çok keyif verir? Geniş iş bilgisine sahip fakat negatif biri ile mi? Geniş iş bilgisine sahip aynı zamanda pozitif olan biri ile mi? İşi hakkında geniş bilgiye sahip fakat kendini kişisel olarak geliştirmede yetersiz kalan biri, yarım bir çalışan gibidir. Birey, işi hakkında gerekli tüm bilgiye ve profesyonelliğe sahip olabilir fakat bireysel gelişiminde de kendini pozitif gelişim için eğitmiyorsa, başarılı olma şansı zaman içinde azalacaktır. Kişinin ruhsal durumu, onun bilgisini pratiğe dönüştürmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kendine güvenen, insan ilişkilerinde pozitif tutum içinde olabilen, kendine ve diğerlerinin başarısına inanan bir birey; bilgisini uygulamaya geçirmekte ustadır. Çünkü çok boyutlu bir profesyonel kimlik taşımaktadır. Bilgisini, hem kendine hem de başkalarına hizmet ile birleştirmekte, böylece kendini her yönden ifade edebilmektedir. Aynı şekilde bilgi birikimine sahip fakat kişisel gelişimi üzerinde başarısız olan bir birey de, çok boyutlu düşünüp hareket edemez. Bu yüzden çalışan bir birey çok boyutlu olduğu zaman başarıyı geçerli kılabilir. İş yaşamında profesyonel olmayı gerçekten başarabiliyor muyuz? Profesyonel olmayı başarmak isteyen kişi, iş yaşamında ihtiyaç duyacağı bilgileri sürekli genişletmeye çalışırken aynı zamanda kendini kişisel olarak ta geliştirmelidir. Kurumsal başarı, ancak teknik bilgi ve bireysel gelişimin uygun bir şekilde sentezlendiği pozitif enerjili ortamlarda elde edilebilir. Dr. Faruk...

Read More
TAKIM OLARAK PROJENİN BAŞARISINA ODAKLANMAK
Nis20

TAKIM OLARAK PROJENİN BAŞARISINA ODAKLANMAK

Başarı, mikro ölçekten makro ölçeğe doğru yayılan bir süreçtir. Başarılı projelerin arka yüzünde, kendi başarılarına inanan proje çalışanlarının imzaları vardır. Kendi başarısına inanan bireyin bu inancı, projenin başarısına olan inancı haline dönüşecektir. Bu düşünceyi makro ölçeğe taşıdığımızda da, başarıya odaklanmış kişilerden oluşan bir takımın başarılı olması da olağandır. Başarı odaklı olmak için, kişisel özgüvene sahip olmak ve kendine inanmak gerekmektedir. Tüm başarıların arkasında özgüven ve kendine inancın tam olduğu bireyler vardır. Proje takımında yer alan bir birey, sadece bilgisi ve deneyimi ile değil, aynı zamanda kişiliği ile de projeye katkıda bulunur. Proje takımındaki her bireyin kişisel özellikleri, diğer tüm paydaşların kişisel özellikleri gibi, projenin şekillenmesinde ve olumlu gelişmesinde önemli bir faktördür. Aynı şekilde özgüvenden yoksun ve kendi başarısına inanmayan bir birey de iş yaşamında üretkenlik yerine sorun odaklı bir paydaş olacaktır. Takımdaki bireylerin özgüven eksikliği, kararsızlıkları zaman içerisinde projenin her tarafına yayılır. Planlama ve problem çözme gibi ana faaliyet alanlarında ciddi eksik ve hatalarla yola devam edilmeye çalışılır. İşte bu yüzden projelerde ve iş yaşamında, bireylerin kişisel özellikleri önemli bir altyapı teşkil etmektedir. Projelerin pozitif gelişimleri, onu oluşturan bireylerin pozitif gelişimlerinin sonucudur. Proje ekibindeki bireyler, kendilerini sürekli geliştirebildikleri oranda, projelerinin başarısına katkıda bulunurlar. Projelere kattıkları özellikler ile projeleri canlı hale getirebilirler. Kendini yenileyen ve geliştiren bireylerin oluşturduğu bir takımın üstlendiği proje de, sürekli yenilenmeye ve hızla ilerlemeye açıktır. Buna, takımı oluşturanların projeye kattığı artı değerler de diyebiliriz. Kendi gelişiminde tıkanıklar oluşturmuş bir birey, projenin gelişiminde de tıkanıklığa sebebiyet verecektir. Aynı şekilde kendi gelişiminde yeniliğe açık olan bir birey de, projenin gelişiminde yenilikçiliğe ve yeni fikirlerin üretilmesine yardımcı olacaktır. Proje ortamındaki tüm başarılar ve olumlu yöndeki gelişimler, gerçekte kişisel başarılar ve gelişimler ile orantılıdır. İş yaşamı, bireylerin aynasıdır. Başarı, kendi kişisel başarılarına inanmış bireylerden oluşan bir takımla elde edilir. Kendi başarınıza inanıyor musunuz? Başaracak kadar değerli olduğunuzu biliyor musunuz? Kendinize güveniyor musunuz? Dr. Faruk BUDAK,...

Read More
DEV PROJELER – MAYIS 2012
May17

DEV PROJELER – MAYIS 2012

Mayıs’a merhaba, Geçen ay bahsettiğimiz Cittaslow kent nedir ve Cittaslow kent olmak için yerine getirilmesi gerekli kriterlerden bahsetmiştik. Bu yazımızda da Cittaslow Türkiye olarak listeye giren madide beldelerimiz hakkında size bilgi aktarmak, sizlere bu güzel yapılanmayı, projeleri tanıtmak istedik. Nice daha güzel planlanmış projeleri sizlerle paylaşmak dileğiyle, Sevgiyle kalın, Ergül Cittaslow Türkiye Türkiye’de Cittaslow hareketi Seferihisar’ın 28 Kasım 2009 tarihinde Cittaslow olmasıyla resmi olarak kurulmuştur. “Yavaş hareketi”nin Türkiye’de yaygınlaşması için yapılan çalışmalar sonucunda 2010 yılında Akyaka, Yenipazar, Gökçeada ve Taraklı kentleri Cittaslow olmak için çalışmalara başlamıştır. 24 Haziran 2011 tarihinde Polonya’da düzenlenen Cittaslow Uluslararası Kongresinde Cittaslow olarak ilan edilen kentlerle birlikte Türkiye’deki Cittaslow sayısı beşe çıkmıştır ve Türkiye’de Cittaslow Ulusal Ağı kurulmuştur. Kentlerin kendi özelliklerini ve yapılarını korumalarını, yerel ürünlerine, sanatlarına ve yemeklerine sahip çıkmalarını öngören Cittaslow hareketi doğaya zarar vermeden de kentlerin gelişebileceğini savunmaktadır. Çok farklı ve geniş bir coğrafyaya sahip aynı zamanda tarihte çok farklı kültürlere ev sahipliği yapmış bir ülkede Cittaslow olabilecek belki de yüzlerce kent vardır. Bu kentlerin Cittaslow olması o yöredeki yerel yemeklerin, ürünlerin, zanaatlerin, mimari yapının, doğanın korunması aynı zamanda bu kentlerin kalkınması anlamına gelecektir. Türkiye’deki “Sakin Şehir” sayısını artması sahip olduğumuz değerlerin geleceğe taşınabilmesi anlamına gelecektir. Cittaslow olmak isteyen kentlerin “Yavaş Felsefesini” benimsemiş ve nüfusunun 50.000 altında olan kentler olması gerekmektedir. Cittaslow birliği, Cittaslow olmak isteyen kentlerin uygulaması gereken 59 adet kriter belirlemiştir. Birliğin tüzüğünde yer alan bu kriterler hakkında projeler geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir. (Detaylar için Nisan 2012 tarihli yazımıza bakınız.) Ülkemizdeki güzel kentlerin Cittaslow olması için yapılan, yönetilen projelerden özellikle doğa/tarım ile ilgili olan bir kaçını yazımıza taşıdım, bunnların dışında yapılan bir çok kıymetli proje bulunmaktadır. Daha fazla bilgi ve detay için http://www.cittaslowturkiye.org adresini ziyaret etmenizi öneririm. Okul Bahçeleri Günümüzde üretimden tamamen kopma tehlikesi altında olan toplumumuzun tekrar üretim kapasitesine kavuşması için Seferihisar’da bu çerçevede gerçekleştirilen çalışmalardan biri de çocuklara yönelik. İnsanların üretici kimliğine kavuşmaları için genç yaşta bu açıdan eğitilmeleri ve teşvik edilmeleri gerekmektedir. Bu açıdan okullarda çocukların sebze ekip bakımlarını yapabilecekleri olgunlaşınca satıp harçlıklarını çıkararak toprakla buluşmaları sağlanmıştır. Seferihisar’da “Okullarda sebze bahçeleri” projesi çerçevesinde okullarda oluşturulan bahçelerde öğrenciler sebze yetiştiriyor. Öğrenciler okul bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri İlçe Köy Pazarı önünde satıyor. Dünyada küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklar karşısında kentlerin özgün kimliklerini koruyarak yaşam kalitesini artırmayı ve sürdürülebilir gelişmeyi öngören uluslararası ”sakin şehir” örgütlenmesine üye olan Seferihisar’da bu yeni yaşam felsefesi doğrultusunda atılan adımlardan biri daha hayata geçiriliyor. Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, Sığacık 80.Yıl İlköğretim Okulu, Ulamış İlköğretim Okulu, Düzce köyü İlköğretim Okulu, Doğanbey İlköğretim Okulu ve Orhanlı köyü İlköğretim Okulu’nda başlayan uygulama ilçedeki tüm okullarda uygulanmaya başlıyor. Belediye ekipleri tarafından okul bahçelerinde tespit edilen alanlar, sebze üretmeye hazır hale getiriliyor. Öğrencilere çapa yapma, fide dikimi ve sebze yetiştiriciliği eğitimleri veriliyor. Bahçelerde...

Read More