PROJE YÖNETİMİNDE ETKİN YÖNETİCİLİK
Eki04

PROJE YÖNETİMİNDE ETKİN YÖNETİCİLİK

Proje takımlarında görev alan birçok kişinin başarılı bir proje yöneticisi olabilme konusunda potansiyelleri olmasına karşın, yeterince etkin bir proje yöneticisi olabilmek için öncelikle o rolün getirdiği görev ve sorumlulukların iyi anlaşılması gerekir. Proje yöneticisi, proje takımındaki en önemli ve görünür pozisyona sahiptir. Bu pozisyonla birlikte önemli bir seviyede sorumluluk ile genellikle yeterince belirlenmeyen ve kullanılmayan otorite gelir. Proje yöneticisi, bir başlangıç, uygulama süreci ve projenin başarıyla sonuçlandırılmasından sorumludur. Ortaya çıkan ve projenin gidişatını tehdit eden her problem, doğrudan ya da dolaylı olarak proje yöneticisine yönelir. Bu rolün oldukça kritik olması sebebiyle, projenin başarılı olabilmesi için proje yöneticileri dikkatle seçilmeli, eğitilmeli ve yetiştirilmelidir. Birçok proje yöneticisinin yeterince etkili olamamasının başlıca sebebi, görev, rol ve sorumluluklarını yeterince anlamamış olmalarıdır. Hemen hemen hepimiz yalnızca bizden ne istendiğini bildiğimizde bir durumu ele alabiliriz. Bir proje yöneticisinin başlıca görevleri arasında şu konular bulunur: • Proje rol ve sorumluluklarının iyi tanımlandığından emin olur. • Daha önceki projelerdeki tecrübelerinden dersler çıkarır. • Proje yönlendirme faaliyetlerini yürütür. • Projenin takibi ve yönetimi faaliyetlerini yönetir. • Projenin üç önceliği (zaman, kapsam ve bütçesinde tamamlamak)’ ni yönetir. • Müşteri katılımını sağlar. • Projenin durumunu proje paydaşlarına bildirir. • Etkili değişiklik kontrolü uygular. • İyi iş ilişkileri geliştirir. • Ara ürün ve çıktıların gerçekleşmesini sağlar. Birçok üstyönetici ve müşteri, projenin yönetimine detaylı şekilde müdahale etmek istemez ve genel olarak ta bunun için zamanları ya da becerileri yoktur. Proje yöneticisinin projeyi sonuna kadar başarılı bir şekilde götürmesini bekler ve umarlar. Proje yönetiminin geliştirilmesi proje yöneticisinin görevlerinden biridir. Ayrıca, birçok durumda, proje yöneticisinin bu geliştirme konusunda üst yönetimden daha bilgili olması gerekir. Bir projenin başarısı kuşkusuz bir takım çabasını gerektirir. Herkesin katılımı önemlidir. Dümende liderlik olmazsa, gemi açık denizlerde yeterince iyi gidemeyebilir ve donanmayı batırabilir. Takımdaki herkes proje yöneticisinin yol göstermesini bekler. Takımdaki herkesin hazır, istekli ve yetenekli olması gerekir, ama onlara liderlik edecek birine de ihtiyaçları her zaman olacaktır. Bir proje takımının becerikli ve deneyimli bireylerle oluşturulmasına rağmen sürekli sekteye uğradığını ve başarısızlık ile sonuçlandığı durumlarla sıkça karşılaşılır. Bu durumun başlıca sebebi zayıf liderliktir. Dümende zayıf bir proje yöneticisi olduğu sürece proje elemanları da başarılı olamayacaktır. Projenin başarısı, takımın çabalarının yanı sıra güvenilen ve onları arzulanan hedeflere götüreceği bilinen bir lidere, etkin bir proje yöneticisine bağlıdır. Genelde proje yöneticileri, oturup patronlarının ya da üstyönetimin onlara neyi, nasıl, ne zaman ve nerede yapması gerektiğini söylemesini bekler. Eğer proje yöneticileri otoritelerinin ne olduğunun farkında değilse bunu kaynak yöneticileriyle (patronlarıyla) ya da proje sponsoruyla görüşerek açığa kavuşturmalıdır. Fakat birçok proje yöneticisi etrafına hayali bir duvar çekip ve bunu kendi otorite ve kontrol sınırları olarak görürler. Başarılı bir proje yöneticisi olmak, öğrenilebilir bir kavramdır. Bazı kişiler çok büyük ve karmaşık projeleri yönetmede küçük projelere nazaran...

Read More
PROJE YÖNETİMİNDE TAKIM İLETİŞİMİ
Eki03

PROJE YÖNETİMİNDE TAKIM İLETİŞİMİ

Proje yönetiminde “insan unsuru” asla önemini yitirmeyecek önemli bir faktördür. Projeler insanlar tarafından yürütüldüğü için, bu unsurlar arasındaki iletişim de önemli bir olgudur. İnsanı birer obje ya da eşya gibi gören yönetim anlayışları iflas etmeye mahkûmdur. İnsan, saygı görmek, nezaket gösterilmek ister. Birer makine değiliz ve bizim de karşılanması gereken üst düzey ihtiyaçlarımız vardır. Hepimiz, sevilmek, takdir edilmek, güvenlik ihtiyacımızı karşılamak, sağlıklı olmak, başarılı olmak istiyoruz. Bu beklentiler, tüm çalışan ve üreten insanların buluştuğu bir ihtiyaçlar ortak paydasıdır. İş ortamında çalışan bireylerin arasındaki saygı, sevgi ve birbirlerine verdikleri değer, o kurumun başarıya ulaşabilmesi açısından temel ihtiyaçlardan biridir. Proje takımlarında da projenin başarı ile sonuçlanabilmesi için takım üyeleri arasındaki saygı, işbirliği ve değer verme çok önemli bir faktördür. En iyi proje takımları, bireylerin birbirlerine değer verdiği, saygı gösterdiği gruplar olmaktadır. Bunu kendi ekibimizde, nasıl sağlayabiliriz sorusunun cevabı çok basit ve net olarak verilebilir.” Size nasıl davranılmasını istiyorsanız insanlara öyle davranın”. Bu çok basit kural, iyi bir takım iletişimi için anahtar roldedir. Takım içindeki iletişimi nasıl canlandırabilir ve olumlu ivme kazandırabiliriz sorusuna vereceğimiz cevabı biraz daha detaylandırırsak karşımıza uygulaması oldukça kolay bazı püf noktalar çıkmakta. • Hatalı olduğunuzda bunu kabul edin. Hatasız kul olmaz. Doğal olarak hepimiz hata yaptık, yaparız ve gelecekte de yapmaya devam edeceğiz. Yapılan hatanın hemen ardından takım elemanlarının görmek istediği şey bu hatanın nasıl çözümlendiği hususudur. İşte asıl ilişkileri ve iletişimi etkileyen nokta burasıdır. Maalesef şark mentalitesinden gelen bir toplumun bir bireyi olarak hatalı olduğumuzu kabul etmek kolay değildir fakat bunu yapabildiğimizde takımdakilerin size olan saygılarının artacağı muhakkaktır. Unutmayalım ki karşımızdaki insan alçakgönüllülük, olgunluk, zarafet gösterdiğinde ona karşı biz de sempati besler, saygı duyar ve kendimizi ona daha yakın hissederiz. Bu nedenle hatalı olduğumuzda bunu kabul etmemiz önemli bir davranış şeklidir. • Hoş görülü olun, yardım etmekte gecikmeyin. Günümüzün rekabetçi iş ortamı, spesifik konularda uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Dolayısı ile herkesin her konuyu bilmesi imkânsızdır. Bizden yardım isteyen bir takım elemanına hoşgörü ile yaklaşmamız gerekir. Sürecin işleyişi sırasında zaman zaman bizim de onun yardımına ihtiyaç duyacağımız sorunlarla karşılaşabiliriz. Takım içerisindeki herkes bilgi ve tecrübe birimini paylaşabiliyorsa, oluşan ortak ve büyük güç ile tüm sorunların üstesinden gelinebilir. Yine şunu unutmayın ki bu tür “yardımsever” kişiler, takım içerisinde her zaman olması istenen, saygı duyulan, aranan kişilerdir. • Direkt temas kurun. İletişimde “direk temas” oldukça önemlidir. Mümkün olabildiğince “yüz yüze iletişim” en sağlıklı iletişim şeklidir. İletişimde olmanız gereken paydaşlarla yüz yüze ya da telefonla iletişim kurmaya çalışın, onların mümkün olduğunca toplantılarınıza katılmalarını talep edin ve böylece iletişim problemlerini minimuma indirmeye çalışın. E-postalar, maalesef şu andaki teknolojik düzeyleri ile sesimizi, tonumuzu ve vücut dilimizi aktaramamaktadır. • Her hafta bir takdir notu yazın. “Takdir edilmeyen davranışlar, iş süreçlerini olumsuz etkiler” deyişinden yola çıkarak takdir...

Read More
KIRIK CAMLAR TEORİSİ
Tem06

KIRIK CAMLAR TEORİSİ

Yıllar önce çalıştığım şirkette bir yönetim değişikliği yapılmış ve önceden tanıyıp çok saygı duyduğumuz bir yöneticimiz yeni genel müdürümüz olarak atanmıştı. Bir süredir kronikleşmiş bazı sorunlar yaşıyorduk ve bu sorunlar rakamsal sonuçlarda da etkisini göstermeye başlamıştı. Yeni genel müdürümüz bir süre durumu gözlemledikten sonra geniş katılımlı bir toplantıyla bize mevcut resmi çizdi ve sorunumuza teşhisi koyduğunu söyledi: “kırık cam sendromu”. Bu toplantıdan önce hiç duymadığım ve çok ilginç bulduğum “kırık camlar teorisi”ni (Broken Windows Theory) sizinle de paylaşmak istiyorum. Teoriye göre; İnsanların bir yerde düzen olmadığına veya düzenin zayıf olduğuna inanmaları, onların suç işlemek için bir sakınca görmemelerine ve sorumlu tutulmayacaklarını düşünmelerine sebep olur. Katılıyor musunuz? Bu teori ilk kez 1982 yılında sosyal bilimciler James Q. Wilson ve George L. Kelling tarafından makale olarak sunulmuş. Bu makalelerinde Wilson ve Kelling teorilerini özet olarak aşağıdaki gibi açıklamış: “Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Hatta bina boş ise binaya daha büyük zararlar verebilirler, sonunda bina ve devamında o sokaktaki diğer binalar yaşanmaz hale gelebilir…” İlk kez 1982’de yayınlansa da, aslında ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyden esinlenerek elde edilmiş olan, kentsel düzensizlikler ve suç eğilimlerini ele alan kriminolojik bir teori. Bence konunun en ilginç yönü tam da bu deney. Zimbardo deneyinde, plakası olmayan iki arabayı Kaliforniya’nın Bronx ve Palo Alto semtlerinde terk ederek gözlemlemeye başlamış. Bronx suç oranının yüksek, sosyo ekonomik düzeyin düşük olduğu bir kenar mahalle semti, Palo Alto ise Etiler gibi son derece nezih bir muhit. Sanırım Bronx’ta arabanın başına neler geldiğini tahmin etmek zor değil. Birkaç dakika içinde 3 kişilik bir aile tarafından radyatör ve aküsü sökülmüş, 24 saat içinde ise arabada değer taşıyan tüm parçalar alınmış. Camları kırılan ve döşemeleri de yırtılan arabayı çocuklar oyun alanı olarak kullanmaya başlamış. Peki aynı anda Palo Alto’ya bırakılan arabaya ne olmuş dersiniz? Tahmin ettiğiniz gibi kimse dokunmamış. Taa ki bir hafta sonunda Zimbardo iki asistanıyla arabaya yaklaşıp kelebek camını kırana kadar. Bu hareketten sonra dakikalar içinde çevredekiler de ona katılmış ve araba hızla tahrip edilerek 24 saat içinde kullanılmaz hale gelmiş. Zimbardonun gözlemlerine göre bu eyleme katılanların büyük bölümü iyi giyimli ve beyaz yetişkinlermiş. Bunun sonucunda Zimbardo şunu belirtmiş: “İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.” İşte bu kural, dünyada pek çok yerel yönetim tarafından kentsel düzenin sağlanması ve suç oranlarının azaltılması için kullanılmış. En başarılı örneğini Newyork kentinde 1994-2001 yıllarında belediye başkanı olarak görev yapan Rudy Guiliani göstermiş ve New York’ta suç oranlarını önemli ölçüde düşürerek Amerika’nın güvenli şehirlerinden biri haline getirmiş. “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırılsa,...

Read More
SÜRDÜRÜLEBİLİR SATIŞ ALANLARI YARATMAK – AVM’lerde Sürdürülebilirlik
May22

SÜRDÜRÜLEBİLİR SATIŞ ALANLARI YARATMAK – AVM’lerde Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği konusuna yatırımcı, geliştirici ve tasarımcı gözlükleri ile farklı perspektiflerden bakmaya çalışacağım. Sürdürülebilirliğin sadece işletmesel dönemde veya yatırım sürecinde maliyetleri etkileyen bir faktör olmadığı, uzun vadede hem yatırıma hem de çevreye olumlu etkileri olduğu benimsenmeli. Havalandırmadan aydınlatmaya, ısıtma & soğutmadan bina otomasyonuna kadar birçok farklı birimin, ortak bir ilke doğrultusunda sürdürülebilir ve çevreci yatırımlar oluşturması, hem şimdi hem de gelecek için atılmış doğru bir adım olacaktır. Tüm bunları göz önüne aldığımızda ve piyasaya baktığımızda çevreci yeşil ve sürdürülebilir yatırımların hızla arttığını, bunun AVM’lerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda konut ve ofis yatırımlarında da etkili olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Her yapının inşa edildiği sosyal çevre ile ilişkisi, mimari bağlamda önem taşıdığı gibi, sürdürülebilir yapılarda da aranan ilk özellik olarak ortaya konmaktadır. Bu konu binaların çevresel performasını değerlendiren Leed, Breeam vb gibi tüm sertifikasyon süreçleri için aynı önemi taşımaktadır. Her proje için konsantrasyonumuz, şehir ölçeğindeki çeşitli buluşma noktalarının akışını projemize yansıtarak projenin şehir ile bağlantısını kurmak ve bütünlüğünü sağlamaktır. Bu hususu perakende sektörü özelinde büyüteç altına alır isek; Alışveriş Merkezi ve içinde bulunduğu lokasyon arasında oldukça güçlü bir diyalog olması gerektiğini görürüz. Bu anlamda projenin katmanları öyle bir şekillenir ki; şehrin “akış”ı kentsel ölçekten AVM ölçeğine aktarılır ve aynı fikir üçüncü boyutta da devam ederek alışveriş merkezi ile dış dünya arasında bir bağlantı kurar. Konuyu somut bir örnek vererek açmak istiyorum. Corio bünyesinde yatırım, geliştirme ve mimari proje süreçlerini yönetmiş olduğum, 24bin m2 alan üzerine kurulu Tarsu Alışveriş Merkezi çevre dostu özellikleriyle ön plana çıkmış bir projedir. Tarsu’nun yeşil bina sertifikasyonu için İngiltere merkezli Breeam’a başvurulmuş ve hem proje hem de inşaat aşamalarında çok iyi derecesiyle Türkiye’deki en yüksek yeşil avm skoru elde edilmiştir. Tarsu projesi’nin geliştirme sürecinde, yer seçiminden başlayarak BREEAM anlayışı ile aynı doğrultuda hareket edildi. Seçilen alanın yeni ve boş bir alan olması yerine, şehir merkezine yürüme mesafesinde eski bir fabrika alanı olarak belirlenmesi ve yeniden değerlendirilmesi ile birlikte, ekolojisi geliştirilebilecek bir geri dönüşüm projesi başlamış oldu. Mimari yapıların tümünde bulunan estetik kaygılar elbette bu projenin hazırlanması aşamasında da yer aldı. Ancak önceliklerimizi belirlediğimizde yeşil bir bina ortaya çıkarmak birincil hedefimiz oldu. İlginçtir ki önceliğimiz yeşil bina olmasa, mimari konsept bu kadar zengin ve başarılı olmayabilirdi. Bu anlamda izlediğimiz yolun aslında bir farklılık değil, olması gereken olduğuna inanıyorum. Bu proje özelinde; “Su” konsepti mimari projenin ana unsuru olmasının yanı sıra, “yeşil bina” sürecinde de vazgeçilmez bir element olarak karşımıza çıkmıştır. Dünyamızda su kaynakları gün geçtikçe azalmaktadır, bu nedenledir ki biz bu projede “su”yu müsrifçe değil hayatımızın özel bir parçası olarak kullanmayı hedefledik. Su elemanları olan fıskiyeler, havuzlar ve şelaleler mimari projede iklimleştirmeye katlı sağlayacak şekilde AVM içinde ve dışında en etkin şekilde konumlandırıldı. Fıskiyeler ve şelaleler, buharlaşma ile...

Read More
YENİLENME PERAKENDENİN KADERİ…!
May22

YENİLENME PERAKENDENİN KADERİ…!

Dünyanın her yerinde AVM’ler renovasyona ihtiyaç duyuyor. Her bölgenin kendine has gereksinimleri olduğu gerçeğini yadsıyamasak da belli global kriterler var elbette. Organize perakende sektör profesyonelleri ile çalışırken süreç oldukça analitik ilerliyor. İlk olarak yatırımcının renovasyona karar vermesini etkileyen nedenlerden başlayarak – rekabet, yenilik ihtiyacı, hedef kitle değişimi, büyüme ihtiyacı vb gbi – ilgili avm’nin yenilenen hedeflerini ve ihtiyaçlarını doğru anlamak gerekiyor. Buradaki en büyük yardımcımız pazar analizleri ve hedef kitle taleplerinin irdelenmesi oluyor. Her projeye özel olarak ilgili kültürün ve bölgenin özelliklerini analiz ediyor ve avm’nin etrafındaki perakende dünyasını anlamaya çalışıyoruz. Tüm bunlar bir legonun parçaları gibi yavaş yavaş bir araya geldiğinde renovasyon talep ve hedefleri de tanımlanıyor. İşte bu noktadan sonra da işe hayal gücümüzü katmaya başlıyoruz, yani analitik başlayan çalışma sürecimiz sübjektif bir sürece giriyor. Ancak bu noktada biz mimarların çok dikkatli olmamız gerekiyor çünki perakende tasarım çalışmaları sistematik ve matematiksel değerlerle bir araya getirilir. Renovasyon konusuna Türkiye özelinde bakar isek; 2000 yılından beri Türkiye’de 300 avm yapıldı. İstanbul ise perakende alanı geliştirmede üçüncü en büyük küresel şehir! Pazardaki rekabetin durumu hepimizce malum ve 2025’e kadar Türkiye’deki hemen her avm yenilenmeye ihtiyaç duyacak. Özetle, yenilenme perakendenin kaderi! Renovasyonlar genellikle son derece yenilikçi – inovatif – yaklaşım gerektirir. Çünki mevcut durum gelişmekte olan rakiplerinden etkilenmiş,eskimiş ve modası geçmiş formlardan oluşan bir yapıdır. Tüm bu zorluk ve kısıtlar bizleri inovatif düşünceye yönlendirir. Renovasyon projeleri her zaman son derece risklidir ve ‘farklı’ olmayı gerektirir. Ancak bu noktada çok dikkatli olmamız ve ziyaretçilerin anlayamayacağı birşeyi yapmamamız gerekir. Bir renovasyon projesi üzerinde çalışırken müşterilerden & kiracılardan hergün yeni bir şey öğrenilir ve bu gerçekten de çok eğlencelidir. Tam yirmi yıldır bu sektörün içindeyim ama hergün yeni birşey öğrenmeğe devam ediyorum… Renavosyon projesindeki süreçler de herhangi bir proje yönetim sürecinden farklı değil ve başarı her projede olduğu gibi doğru zaman, bütçe ve kapsam yönetiminden geçiyor. Bu üç süreci başarı ile yönetebilmek için ilk adım ise yukarıda sözünü ettiğim gibi yenilemeyi ‘tanımlama’. Bu aşamada mümkün ise perakende alanının genişletilmesi ve/veya değer ve verimliliğinin arttırılmasına konstantre olunması gerekli. Bununla birlikte kiracı karmasını yeniden konumlamak ve mağaza çeşitlliğini arttırmak da hedeflenebilir. Tanımlama süreci boyunca renovasyonda asli hedefin imajı ve cazibeyi geliştirmek olduğu unutulmamalı. Arkasından ortaya konmuş olan vizyon doğrultusunda tasarım ve uygulama süreçleri birbirini izler. Uygulama sürecinde avm’nin açık veya kapalı olması kararını ise genellikle renovasyonun kapsamı belirlemekle birlikte çok büyük çapta bir büyüme ve yenileme söz konusu olmadığı sürece avm açıkken uygulamanın yapılması genel kabuldür. Uygulama sürecindeki en önemli mottomuz ise: ‘tutkuyla uygula’! Avm yenileme konusu ile 2006-2009 yılları arasında Capitol,Teraspark ve Akmerkez alışveriş merkezlerinin yenilemelerinin gündeme gelmesi ile tanıştım. O yıllarda yatırımcı tarafında – Corio – yenileme süreçlerinin tamamının yönetiminden sorumlu olduğumdan konuya ticari...

Read More
FARKLI KÜLTÜRLERLE ÇALIŞINCA FARKLILAŞMA AVANTAJI VAR
Haz09

FARKLI KÜLTÜRLERLE ÇALIŞINCA FARKLILAŞMA AVANTAJI VAR

Bankok ve Shangai’da ofisleri bulunan concept i; Türkiye gayrimenkul, perakende ve eğlence merkezi tasarım ve projelendirme pazarına İstanbul’da da ofis açarak Capitol, Tepe Nautilus ve Akmerkez gibi AVM’lerin tasarımları ile adım attı. Concept i özellikle tasarımları ile öne çıkan küresel çapta ödüller kazanmış projelerinde sektör karakteristiğini eğlence ile harmanlayan ve hizmet verirken çevre, doğa ve insan unsurlarını da dikkate alan bir ekip. 2013 sonuna doğru benim önderliğimde, İstanbul’da bir temsilcilik ofisi kurduk. Bu durum bize mevcut ve gelecekteki müşterilerimize daha iyi erişilebilirlik verdi . Concept i ekibi benim Geliştirici ( Corio ) tarafındaki uzun süreli tecrübelerimin ve proje yönetim becerilerimin çok kültürlü füzyonumuza zenginlik kattığını düşünüyor. Tesislerin planlama, fizibilite, proje ve inşaat süreçlerinde yer alan firmamız hedef sektöre kolayca ulaşılabilir yüksek kaliteli danışmanlık hizmetleri ve modern tasarım örnekleri sunmakta. Misyonumuz projelerin olabilecek en yüksek standartlarda tasarlanıp inşa edildiğinden ve tamamlandığından emin olmak. Bu gerçekten heyecan verici bir zaman ve biz Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri’nde büyümek için tamamen kararlıyız. Son zamanlarda Kuveyt ve Umman eğlence projeleri ile Changsha, Çin’de büyük bir Hibrid AVM projesi için yeni sözleşmeler imzalandı. Tayland’ın en iyi 3 banka markasından biri olan Krungsri için Şirket Merkez Binası, Banka şubeleri ve Outlet Alışveriş Merkezi tasarımlarımız devam etmekte. Bangkok, Şangay, İstanbul’da yer alan 3 ofisimiz sayesinde sınırlarımız Avrupa ve Uzak Doğu arasında her yerde. Biz birçok sınırlar ve kültürler arasında iş yaparken karşılaştığımız farklılıklarla gelişiriz . Son zamanlarda Dubai’de kurulan şehir merkezinde yer alan cesur bir alışveriş merkezi yenileme projesinin – Al Gurair Mall – parçası olarak “Sparky” adında harika bir eğlence kompleksi projesini tamamladık. Bu Al Hokair Grubu tarafından tamamlanan Orta Doğu’daki yeni nesil Sparky Aile Eğlence Merkezlerinin üçüncüsüdür. İstanbul’da Capitol Alışveriş Merkezi’nin 2. kez renovasyonunu yürüten tasarım ekibi olmaktan gurur duyuyoruz. Bu projede mal sahipleri ile alışveriş merkezinin bir sonraki yaşam periyodunu yeniden icat etmenin yanısıra  sosyal medya bazında çok heyecan verici keşifler üzerinde çalışıyoruz . Ankara’da da bir alışveriş merkezi planlıyoruz ve uzun zamandır beklenen Akmerkez cephe uygulanmasını asist ediyoruz. Çin’de yakında halka açık olacak Tianjin Kerry Merkezi – SOM’in muhteşem karma projesinin bir parçası olan 60.000 m2’lik alışveriş merkezi –  için iç mimari tasarım hizmeti veriyoruz. Pekin Kerry Centre son zamanlarda bizim yenileme tasarımımız sonrasında yeniden açıldı ve biz Tangshan’da Kerry Properties için 3. perakende tasarım işini üstleniyoruz . Ziyaretçilerin mekan ile gerçek bir etkileşim içinde olmalarını hemen her tasarımımızda dikkate alarak, insanların hayallerini ulaşabilecekleri en gerçek şekilde mekanlarda görmelerinin ve bunlarla iletişim halinde olmalarının mekana ayrı bir değer kattığına inanıyoruz. İnsanın altı duyusuna da hitap edecek şekilde özellikle kapalı alanlarda yükseklik ve genişliği optimum fayda ile kullanarak sıra dışı mekanlar yaratıyoruz. Bölgenin karakterine uyan, yenilikçi, değişik, alışılagelmemiş ama anlaşılabilir olan ve aynı zamanda da...

Read More