Anita Barin AYTEKiN

Yazar hakkında: Anita Barin Aytekin’in yaşamının tanımlayıcı noktaları… • Harika bir kızı var. Ailesinin diğer üyeleri de hiç fena sayılmaz. • Endüstri mühendisi olmasının en iyi seçimlerinden biri olduğunu düşünür. • Rüyalarında bilimkurgu ve fantezi diyarlarına gider, gelmeyi pek istemez. • Okumayı uykuya tercih eder. Yüzmeyi de yürümeye. • Yakın zamanda dünyaya attığı köklerinden birini kaybetti. • 40 yaşın yeni gençliğin başlangıcı mı yoksa eski yaşlılığa giden yol mu olduğuna henüz karar veremedi. Ama yüreği ilkinden yana. • İş yaşamında pek ciddidir. Hiç buradakine benzemez. • IT sevgi alanıdır, PY ilgi alanı, matematik tutku alanı. İş analizi ise yaşama alanı. • Mükemmeliyetçilikte obsesiftir, bu yüzden işi hiç bitmez. • Biraz da duygusaldır, bu yüzden bu dünyaya ait dertleri hiç bitmez.

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 8

Bugün bir şey fark ettim. Benim bu projede bir sürü sorumluluğum var ama şu işi de şöyle yapın deme yetkim bile yok. Mali İşler bir sürü rapor istiyor. Bence çoğu gereksiz. Sen bir muhasebecisin sonuçta. Ne işin var bu kadar çok raporla. Yapmayın demeye kalktım neredeyse kavga çıkıyordu. Neymiş proje yöneticisi işi yönetirmiş, işin nasıl yapılacağı analistin, işin sahibinin karar vereceği şeymiş, ben Mali İşlerin ihtiyaçları hakkında ne bilirmişim. Ne bileceğim işte, hiçbir şeye ihtiyaçları olmadığını iyi biliyorum. Hadi bu raporları istiyorsunuz bari şekli şemali bir şeye benzesin. Ona müdahale edeyim dedim. Ona da izin yok. Yahu yılı tabloda yan tarafa alsan da aşağı doğru gitse liste fena mı olur. Biraz renk katalım dedik, sen karışma dediler. Nesiyim ben bu projenin ya… hizmetçisi mi? Bundan sonra ek kapsam diye gelirlerse havalarını alırlar. Motivasyon artırıcı uygulamalara bunları dahil de etmeyeceğim. Gerçi daha pikniğe, fasıla falan onay almış değilim ama eğer onaylanırsa bu eğlenceler, Mali İşlerden kimseyi davet etmeyeceğim. Gerçekten bunlar beni hizmetçi sanıyor galiba. İşleri istesinler biz de yapalım. Bir raporcuğa bile karışamayacaksam proje yöneticisi olmanın  ne anlamı var. İnsanın birazcık olsun gücü olmalı. Çirkin raporları niye yapalım ki. Hayır benim sanatçı yönümde var, raporların görüntüsü hiç hoş da değil. Sanatçı yönümden faydalanmaları gerekirken beni işin dışına atmaya, fikirlerimden yararlanmamaya çalışıyorlar. Adı üstünde ben yöneticiyim, proje yöneticisi. Yönetici ne demek, dediği yapılacak adam demek. Benim her dediğimin yapılması gerek. Şu sürekli sözünü ettikleri “Proje Yönetimi Metodolojisi”  yöneticiyi korumuyor mu? Yönetici nesi bu projenin bunu bir açığa kavuşturmak gerek. Herkes bilmeli ki yönetici yöneten adam demek. Kim nereden çıkartıyor şu “proje yöneticisi işi yönetir” laflarını anlamıyorum. Aslında daha yumuşak başlı birim yöneticileri var ise biraz onların işine karışabilirim. Sesleri çıkmaz, hatta mutlu bile olabilirler. Koskoca projenin koskoca yöneticisi gelip detay işler ile ilgilenip fikir veriyor, son derece yerinde ve doğru müdahalelerde bulunuyor. Evet bu iyi fikir. Şu stok kontrolcülerin dünyadan haberi yok, onlara güzel akıllar verebilirim. Minnet de duyarlar. Çözemedim gitti şu proje yönetimi işini. Ben kimim, yetkim ne tam anlayamadım aslında şaka biryana. Tabi kimse duymasın bunu ama bakınca adı yönetici kendisi emir bile veremeyen bir adam görüyorum ben. Bunca zaman fark etmemiştim ama şimdi biraz biraz anlar oldum. Kandırıldım ben bu işte ya. İnsan yönetici diyince o kadar adam kendi emrine tabi sanıyor ama ilgisi yokmuş meğerse. Yine de bunlara çaktırmayayım, havamız yürüsün canım. Gidip biraz daha yazı falan karıştırayım, belki bana yetki verecek bir doküman bulurum da dayarım yüzlerine…. Görüşmek üzere....

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 7

Yine hastalandım. Nazar mı değiyor, bana kasten mi gelip hastalık bulaştırıyorlar bilmiyorum ama yine hastalandım. Tamam, yerimde gözleri var, başarılarım gözlerini korkutuyor ama yine de insan nazar değdirir mi, hastalık bulaştırır mı? Umarım ki sadece rastlantıdır ama. E tabi o kadar atıp tutuyorlar saçma sapan konularda, onlar olmadan iş yapılmazmış gibi. Ben ise kül yutmuyorum. Çok rahatsız ediyorum onları çok. Hasta olmak da hiç güzel değil. Öksürdükçe ciğerlerim sökülüyor, bir de ateş. Of ki of. Birden raporlu dinlenmeden gelince yığılan işler, düzeltmemi bekleyen bir sürü şey. Pek bir umutla beklemiştim ki şu satın alma yönetimi işlerini hallederler diye ama galiba hallolmamış. Açıkçası hala ne yapacağımı tam anlayamadığım için yapmış da olsalar fark edemeyebilirim. Ama tabi bunu fark ettirmemek gerek. Galiba önce “ne bu rezalet, hiçbir şey hallolmamış” gibi bir fırça ile başlarsam iyi olacak. Önce sindir, sonra yönet… Bu ara biraz şu “iletişim yönetimi” işine eğileceğim. Eğlenmek bizim de hakkımız değil mi ama. O kadar çok yoruldum ki son zamanlarda. Kolay değil bu boyutta bir projeyi yönetmek. Biraz gezme, tozma, eğlence, yemek iyi olacak.  Bir bütçe hazırlamak gerek. Ne demiştik; evet anımsadım. Haftada bir öğle yemeği, tabi ki dışarıda. Ayda bir akşam yemeği, tabi ki dışarıda. Bence bir piknik de fena olmaz. Havalar ısınacak nasılsa. Sonra belki bir tiyatro planı da yapabiliriz. Ekibi birbirine kaynaştırmak gerek. Şöyle havalı bir cümle kurar isek eğer herhalde çok etkili olur. “Ekip üyelerinin sosyal ortamlarda biraraya gelerek birbirlerini tanımaları amacıyla” . Yeterince havalı olmadı sanki. Neyse daha düşünürüz. Toplantı notları için hazırladıkları bir formatı getirmişler onaylamam için. İyi güzel onaylayayım da kardeşim bu şekilde yazı yazmak çok uzun sürer. Toplantı notu dediğin nedir, tarih, kim geldi, ne konuşuldu bitti. Bunlar yeter de artar bile. Yaz düzyazı ile tamamdır. Bu çocuklar resmen döktürmüş, sanki bu kadar bilgi olunca not daha kıymetli. Bak neler var; toplantı tarihi, toplantı yeri, katılımcılar, gündem, konuşulan konular, alınan kararlar, nasıl bir aktivite yapılacak, kimin görevi, hangi tarihe kadar bitecek. Hem de hepsi tablo gibi bir şeyin içinde. Biz eskiden yazardık madde madde biterdi. Cümlenin suyu mu çıktı. Yaz babam yaz.  Herkes görevini bilmiyor mu da buraya kimin görevi olduğunu da yazacağız.  Sanki resmi görev yazısı yazıyoruz. Eleştirince dediler ki tüm alanlar her zaman doldurulmasa da olurmuş. Eğer bilgi varsa doldurulurmuş. Bir sürü toplantı yapıyoruz. Her toplantı için böyle notu kimse yazmaz. Açıkçası ben olsam hepsini boş bırakırım. Şimdi şu çokbilmişleri biraz köşeye sıkıştırayım. Diyeyim ki “Rutin toplantılar için bu tamam da analiz için habire toplanıyorsunuz, onun notları nasıl yazılacak”. Debelensin ukalalar. Zor bu işler. Öyle format bilmemne geliştirdin diye iş bitmiyor. Ama sanıyor ki bu yeni nesil işler böyle yapılır. Eğer her iş için böyle kayıt kuyut olsa eski...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN 6 …

Söylemekten hiç hazzetmiyorum ama internetten birkaç yazı bulup baktım, Satın Alma Yönetimi diye bir şey varmış galiba. Gerçi ne halta yaradığını anlamadım ama varmış. İyi de ne satın alıyorum da yöneteceğim, neyi yöneteceğim. Fiyat araştırması gibi bir pis bir işi mi bana yıkacaklar yoksa. Bak kesin öyle olmalı. İşin yoksa bir sürü kırtasiyeciyi, marketi falan ara. Ne ilgisi var bunun ya. Dur şimdi aklıma geldi, birileri geçen sene bu satın alma işinde yolsuzluk yapmıştı, ortaya çıktı. Şimdi kimse bu işi yapmak istemiyor başına bir şey gelmesin diye, o işi bana yıkacaklar, benim başımı yakacaklar. Tamam, koltuğumda gözleri var ama bunun proje yönetimi ile ne ilgisi var. Üstelik internette bakınca da gördüm, cidden böyle bir kavram var gibi. Peki, ama proje yöneticisi niye gidip bir şey alsın. Yoksa yoksa… Ah anladım şimdi. Benim bu çaylaklar beni yanıltmak için internete böyle yazılar kaydetmiş olmalı. Ben de arayınca yazıları görüp cidden böyle bir şey var sanacağım. İnternete nasıl yazı kaydediliyor acaba. Gidip word’de kaydet deyince kayıt mı oluyor acaba. Hepsi ayağımı kaydırmak istiyor. Ama yapamazlar, kimseye pabuç bırakmam ben. Risklere yazacak yeni bir konu buldum, yöneticinin ayağını kaydırma çalışmaları. Zavallı yöneticinin böyle komplolardan kurtulmak için uğraştığı şeyler. Şu saçma yazıları yazma, internete kaydetme için harcadıkları zamanda iş yapabilirlerdi. Eh performans değerlendirme aşamasında görecekler, çok kabahatleri birikti zaten. Böyle büyük ve kökü bir projeye, böyle ciddiyetsiz ve ukala çaylakları verirlerse olacağı budur. Bugün yine bir başlıktan söz ettiler. Ama tabi artık inanmıyorum. İletişim Yönetimi diye bir başlık daha varmış. Aslında sevdim bunu. İletişimimizi artırmak için diyip yemekler falan düzenleyebilirim diye düşünüyorum. Herhalde öyle bir şey olsa gerek. Toplantı düzeni, iletişim kanallarının belirlenmesi, izlenmesi gibi derin birkaç cümle kurdular çaylaklar. Bu zevkli bir şeye benziyor tabi. Şu yemek fikri iyi ya. Hemen üst yönetime sunayım bu konuyu. İletişimi güçlendirmek için haftada bir gün öğlen yemeği, ayda bir akşam da akşam yemeği düzenlemek için bütçe isteyeyim. Herhalde bunu proje bütçesinden karşılamayız, şirketin karşılaması gerek. Aslında fırsattan istifade şu gereksiz mail işini de çözsem. Mail kutum hep kırmızı, bir sürü şey geliyor, her maili bana da gönderiyorlar. Şöyle bir kural koysa, desem ki, proje yöneticisine direkt onun yanıt vereceği konular dışında mail gönderilemeyecek, telefon açılamayacaktır. Bu fikri de tuttum. Adına da proje iletişim kuralları derim. Toplantı işi de sıkıcı zaten. Ben kritik yolda çok işim var diyip biraz kurtuldum ama proje yöneticisi toplantılara girmez diye bir iletişim kuralı daha yapabilirim aslında. İletişim yönetimi güzel de şu satın alma yönetimi işini ne yapacağım. Blöfünüzü gördüm demenin bir yolunu bulmak gerek. Acaba hepsini birden kırtasiyeye ya da markete gönderip alay mı etsem. Yönetsinler bakalım satın alma işini. En ucuz ürünü bulana ödül var derim. Bak böylece iletişim yönetimi...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 5

İyiyim, iyileştim. Ancak hastalık gözümü açtı. Bir ortalıkta olma,  gelip şu delikanlı ordusu yerini kapmaya çalışıyor. Fırsatı bulunca hemen komplo kuruyorlar. Hasta olmamak gerek, hasta da olsan gözünü  üstlerinden ayırmayacaksın. Yoksa valla koltuğunu çekiverirler altından. Grip aşısı oldum, doktor artık gerek yok dedi ama olsun. Bir sürü vitamin alıyorum. Her gün portakal, greyfurt yiyorum. Koltuğumu seviyorum, bir hastalığa kaptıramam onu. Nihayet işlerimi kırmızı çizgilere çıkarttırdım. Baktım dinlemiyorlar. “Değerlendirme diye bir iş kalemini nasıl ekleriz, nasıl kritik hatta çıkar ki” diyip durdular. Ama ne demişler, “Emir demiri keser.” Verdik emri şak diye onlarda mecburen yaptılar tak diye. Hala söyleniyorlar biliyorum ama olsun. Benim olmadığım bir iş nasıl kritik olabilir ki. “Kritik adam yöneticidir, yönetici kritik adamdır” dedim. Ama proje yönetiminde böyle bir kavram yokmuş, e bana ne. Adamlar bu kadar önemli bir şey atladı diye ben önemsiz adam mı olayım. Ne dedim, koltuğumu seviyorum. Bu kırmızı işlerin şöyle de bir yararı oldu. Bir sürü gereksiz toplantıya gitmem gerekiyordu. Açık söyleyeyim uykum geliyordu çoğunda. Biraz fazla teknolojik konular mı desem, bir konuyu çok fazla uzatma mı desem bilmiyorum ama benim uykumu getiriyorlardı. Şimdi bunları bahane edip gitmiyorum o toplantılara. İnisiyatif verdim işte onlara, kullansınlar. Ben onlara işle ilgili olması gereken kuralı söylüyorum. Kullanıcı ne derse ne desin yapmaları gereken şeyi söylüyorum, onlar da gidip biraz dinleyip gelsinler, biz de bildiğimizi yapalım. Gerçi dokümanları okumuyorum, ne yazıyorlar, gidip beni ezip kullanıcının dediğini de yazıyor olabilirler ama. Ben çok kırmızı işi olan bir insan pardon bir yönetici olarak basit toplantı, isterler dökümanı gibi şeylerle uğraşamam. Yalnız dün akşam yeni bir hikâye çıktı. Satın Alma Yönetimi diye bir şey varmış. Hayatımda duymadım böyle bir şey. Burası İdari İşler mi, çay, kalem, deterjan mı alıyoruz ya da Hukuk departmanı mı, satın alma sözleşmesi mi yazıyoruz biz kardeşim. Sırf ben “Evet hemen yapalım” diye atlayayım onlarda sonra “Öyle bir şey yoktu ki” diyip dalga geçsinler diye uydurdukları bir saçmalık olduğuna eminim. Kesin bir sürü acayip satın alma işi çıkartıp sözleşmelerini de imzalama işini bana yıkacaklar. Sonra da ayıkla pirincin taşını. Hiçbir şeycikler imzalamam bir kere ben, hatta satın da almam. Milletin yapmak istemediği pis işleri ben mi yapacağım canım. Bu çocuklar da ben bilmiyorum diye iyice dalga geçiyorlar galiba. Adında bile meymenet yok. Satın Alma Yönetimiymiş. Hah. Risklere ekibin yöneticisini kandırmaya çalışması diye bir başlık da eklemek gerek bence. Önlem planına da 6 maaş ceza gibi bir şey yazarız harika olur. Galiba ben şu proje yönetimi meselesinde en çok risk yönetimini sevdim. Bir tek o yatıyor zaten aklıma. Düşündüm de, yani başına ne geleceğini biliyorsan dikkat et demek. Sadece bir sürü yazı  yazma tarafı hoş değil. Ben yazmadan da bilirim riski. Yazınca ne oluyor sanki. Niye...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN 4 …

Çok korkunç ötesi bir şey oldu. Hastalandım. Grip oldum ve tam 10 gün raporlu idim. 7 iş günü işe gelemedim. Proje kesinlikle kötü gidiyor olmalı. Benim hastalanmam bu projede kaldırılamayacak kadar büyük ve kötü bir etki yaratmış olmalı. Ah hala ateşim var gibi. Başım da ağrıyor. Neyse. Görev beklemez. Görev kutsaldır. Sabah gelir gelmez proje planına baktım. Baktım, baktım, baktım. Ama benim hastalanmamdan kaynaklanan bir sapma falan göremedim. O çokbilmişlerden birini çağırdım fırçaladım. “Hani her durumda proje planı revize edilir, oluşan etkiler yansıtılır diyordunuz, nerede yansıma. Ben biliyordum zaten şu revizyon işini yapmaya hep üşeneceğinizi, tembeller.” diye bağırdım biraz. Hala şoktayım. Dedi ki bana, bu revize edilmiş planmış. Benim hastalığımın etkisi süreçlerde görülmemiş. Ne demek görülmemiş, bu işi tek bilen, tüm projeyi yöneten, işin A’sını, B’sini bilen benim. Nasıl etkisi olmazmış. Biliyorum, biliyorum. Beni etkisiz göstermek istiyorlar. Komplo kurdular ardımdan.  Ama yemezler. Yemem, yemeyeceğim. Aldım bu tembeli “Göster bakalım işleri” dedim. Gerçi kabul etmek gerek ki cidden de pek çok iş için kaynak olarak ben gözükmüyorum.  Ben daha ziyade yöneticilik tarafındayım tabi ki işin. O yüzden planda gözükmüyorum tabi ama. Yine de bakınca durum hoşuma gitmedi. Şu yöneticilik işlerini de eklemek gerek plana. “Yöneticilik diye bir iş kırılımı nasıl eklenir ki” dediler. O kadar PROJE YÖNETİMİ EĞİTİMİ alan ben değilim, eğitim bütçesini o gereksiz sertifikalara harcadık. Bulsunlar yolunu eklesinler.  Zorla eklettik unvanımızı, o kıskanılan görevimizi ama şimdi de o kırmızı gözüken çizgilerde, kritik bilmemne de çıkmıyor işim. Ekleyin dedim,  hadi bir itiraz daha. Ya hasta adam bu kadar yorulur mu hiç. Benim işim kadar kritik iş mi var. Ben yönetmesem bu işi halleri nice olur hiç bilmiyorlar. Kritik bilmem nenin anlamı bu değilmiş. Toplam Süreyi saptıracak iş demekmiş. İyi ya işte ben yönetmesem, ben onlara süre söylemesem tüm işler sapar. Bu eğitimlerde hiç bunları öğretmiyorlar mı? Bunları bir de itaat eğitimine yollamak gerek. Aslında ben bir sorayım şu PERSONEL İŞLERİ’ne, kaynak suculara, varmıymış böyle bir eğitim. Risklere de bence Yöneticinin Rahatsızlanması gibi bir başlık da eklemek gerek. Önlem planlarına vitamin desteği, en ufak bir rahatsızlık hissinde erkenden eve dinlenmeye gidiş gibi şeyler yazmak lazım ama şimdi yanlış anlaşılır. Hadi riski geçelim ama kendimi şu kritik yol denen şeye dâhil etmem gerek. Yoksa ben yokken de işlerin bir şekilde gittiği anlaşılacak. O zaman ne gerek var yöneticiye diyen birisi çıkar falan. Maazallah dedirtmemek gerek. Gerçi işin iyi gittiği yok. Ben yokken debelenip durmuşlar aslında. Bak onaylamam gereken bir sürü içerik değişikliği çıkmış. Kabul etmeliyim ki şu doküman doldurma işini iyi yapıyor çocuklar. Gerçi ne gerek var böyle sayfalarca yazıya, eskiden şöyle olan bilmem kaçıncı madde şimdi böyle oldu diye bin türlü referansa. Biz yazardık bir mail, ya da gider programcının...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 3

Kaynak Planlama, Kaynak Planlama….. Gördüler işte kaynağı planlamayı. Dedim ben kaynak suyu değil bu diye. Amaaaan “Personel İşleri”nin adı “İnsan Kaynakları” olur ise. Bak adamları böyle yazınca ne oldu.  Hepsinin izin tarihlerini aldılar. Herkese takvim tanımladılar… O da ne demekse artık. Ben ne yaptım, ”ikinci bir emre kadar izinler kaldırılmıştır”  dedim. Gerçi galiba geri almam gerekecek emrimi ama. Bugün birkaçını “PERSONEL İŞLERİ” ne giderken gördüm. İzin tarihleri ile oynayamazmışım galiba. Olsun korktular ya o yeter. Bugün bir de başımıza risk yönetimi çıktı. Beklenen tüm riskleri yazıp puanlayacakmışız, bir de önlem önerilerini yazacakmışız. Adama demezler mi bu riskleri biliyorsan niye engellemedin, utanmadın mı yazmaya diye. Benim bildiğim risk varsa da saklanır, eğer olur da gerçekleşirse “hiç beklenmeyen bir şeydi efendim” diye kıvrılır. Böyle uluorta söylenmez, hele hiç yazılmaz. Bir de risk dedikleri şeylere bak. Bunlar risk değil ki, işin doğası böyle.  “Test ekibinin iş yoğunluğunun tahmininde sıkıntı” diye bir şey yazmışlar. Herhalde işi yoğun olacak, test yapan aynı zamanda iş yapan adam. Kalacak mesaiye yapacak testi. Böyle risk mi olurmuş. “Analiz ekibinin konuya yeterince hâkim olamaması” demişler. Analiz ekibi kim ki? Sanki aya araç gönderiyorlar. Aslında bana taş atıyorlar bence ama neyse. Ben olgun davranıyorum. Neymiş efendim. Analiz eksik ya da hatalı olursa yazılım sürecinin uzamasına hatta bazı şeylerin tekrarlanmasına neden olurmuş. Yazılımcı da adam olsun bulsun hatayı. Yazdırtmam ben bunları. Hele en komik risk ne? “Proje ekibinden birilerinin işten ayrılması”. Bu hiç yazılır mı ya. Sonra bana adamına sahip olamayacak mısın desinler. Yok öyle yağma. Risk olsa olsa kar yağması olabilir, fırtına çıkması olabilir, belki yangın çıkması, binanın çökmesi bile olabilir ama bunlar olamaz. Bence Risk Yönetimi diye bir şey yok. Bunlar beni kandırıyorlar. Kim kendini komik duruma sokacak şeyleri, açıklarını böyle uluorta yazar ki ya. Zaten şu Kapsam Dokümanı da yaz yaz bitmiyor. İş uzatmaktan başka bir şey değil bunlar. Eeee performans değerleme dönemi gelecek, o zaman ben bunları birer birer söyleyip puanlarını kıracağım hepsinin. O garip diyagramlar doldu her yer. Toplantı odasına kocaman bir kağıt asmışlar. Proje planımızmış. Revize edilecekmiş. Revize edilecekse niye asarız ki. Bir de iş akışımız diyip duruyorlar. Analiz bitince son halini alacakmış. Bir de onu çizmek için işi uzatacaklar. Sanki kim anlayacak onu. Picasso resmi mübarek. Picasso muydu o garip resimleri çizen adam? Van Gogh muydu yoksa?  Yok, o heykeltıraştı galiba. Neyse canım. Asıl risk benim bu tembeller yüzünden delirmem olacak. Bunu yazsınlar Risk Dokümanına. Hala bana iş listesini basıp vermediler şimdi aklıma geldi de. Programda görürsünüz diyip kaçıyorlar. İyi de görebilsem istemem değil mi? Ah eskiden program mı vardı ya. Şimdi bunlara denmez de “gel bana göster, nereden görebiliyorum işleri” diye. Biraz karıştırayım şu programı bakalım. Görebilecek miyim şu tembellerin değerli işlerini....

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 2

Evet anımsadım… O ukala şeye demiştim envanteri çıkar diye. O da çıkarmak yerine toplantıya note-book ile geldi, o garip programı gösterdi. Buradan bakabilirmişim istediğim zaman. Ben biliyorum, derdi beni küçük düşürmek. Ama ben ne yaptım, “kâğıda basmak bu kadar mı zordu” deyip azarladım onu. İşte bu kadar… Kapsam dokümanına başlamışlar, önce yapılacak işleri belirleyecekmişiz. Ne iş yapılacağı belli, hediyelik eşya satacağız. Sanki aya araç göndereceğiz. Kaynak belirleyecekmişiz. “Ne o, kaynak suyu mu satıyoruz” dedim ben de. Herkesin izin tarihini falan alacakmışız. Yok, daha neler. Bu iş bitene kadar kimse izine çıkmayacak şeklinde bir karar verdim. Milletin tatiline göre mi iş yapacağız. Biraz bozuldular. İyi oldu. Gerçi benim gelecek hafta iznim var ama neyse. Ben yöneticiyim, giderim. Bak aklıma geldi. Bu işte herkes gerekirse çalışır zaten. Ne diye işte çalışacak adamları belirleyelim ki. Görev çağırdı mı koşarak gelecek hepsi. Bugün internetten biraz yazı bastım. Bakayım şu proje yönetimi neymiş dedim ama okumaya çok üşeniyorum. Eski köye yeni adet gelmez. Gerçi gelmez de o kadar konuşuyorlar ki, ne dediklerini bazen anlamıyorum. Yalan söyleseler anlamayacağım. En azından bir okuyup anlamak iyi olacak galiba. Yarısı palavradır zaten bunların.  Aklına gelen bir şey söylüyor. Yav biz kaç yıldır böyle mi yönettik işleri. Bu kadar yapacak iş çıkarsa projeyi yapmaya sıra gelmez. Bugün ne dedi biri bakayım…” projeyi planlamak en az %10’u kadar zaman alır”.  O %10 da ben neler yaparım. Plan yapsam ne olur ki. Şimdi bir şey unutsam ne olacak. Değişim Yönetimi ile izlenecek diyorlar. Eeee ben gidip şunu yap desem bu yönetim bilmem nesi olmasa yapmayacaklar mı? Yooo yapacaklar. O zaman ne öyle sayfalarca yazı. Ben yap dedim mi oldu bitti. Aslında düşünüyorum da, eskiden böyle şeyler yokken çok güzeldi. Kim masaya yumruğunu güçlü vurursa onun dediği olurdu. Tamam, belki çok da hata olurdu ama bu kadar kâğıt, yazı olmazdı. Açıkçası yazı neyse de o çizdikleri diyagramları hiç anlamıyorum. Kareler, baklavalar, daireler, garip çokgenler. Hepsinin anlamı varmış. İyi de sözün suyu mu çıktı. Galiba bu biraz biz eski nesli çöpe atmak için bulunan yol. Bir araya geldiklerinde eski neslin hiçbir şey bilmediğini konuşmuyorlarsa bana da Genius66 demesinler. Sen kalk garip şeyler yap. Sanki Çince konuşuyorlar. Evet, evet, özellikle yapıyorlar. Biz eskiden eski toprağa saygılıydık. Tamam, dalga geçerdik onlarla ama işi bildiklerini de bilirdik. Ne büyük işler de yapardık. Şimdi işin yoksa şu yazdıkları dokümanı oku. Offf, offf… Neyse dostlarım…  Sonra görüşürüz… Şimdi gitmem gerek…...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN -1

Bugün mühim bir projeyi bana verdiler. Şirketin tüm çiçek satış hizmetlerini internet üzerinden yapıyoruz ya, artık çiçeğin yanı sıra ufak tefek hediyelikler de satılacak. Bu bence proje sayılmaz ama şu çaylaklar tutturdu; neymiş bir iş 20 iş gününden uzun sürerse, diğer işlerden benzemez bir biçimde farklı ise proje olarak değerlendirilmeliymiş. Hepsinin derdi kendine paye çıkarmak. Geçen sene eğitim bütçesini pek kullanmamıştık, yılsonunda “bütçeyi kullanın”  diye emir çıkınca bu çaylakları hep istedikleri proje yönetimi eğitimine gönderdik. Şimdi gelip her şeye proje diyorlar, proje yönetimi yaklaşımı diyorlar. Ben bunca işi, bunca yıldır bu yaklaşımla mı yaptım? Hayır. Benim için peynir ekmek bu işler. Ama bu çaylaklar kendilerini önemli hissetmek istiyorlar ya, ondan bastırıyorlar.  Ben bilmiyorum ya bu proje yönetimi eğitiminde öğrendiklerini, akıllarınca beni ezecekler. Yok canım, öyle kolay değil. Eski köye yeni adet getirmeye gerek yok. Proje beratı dediler, baktım internetten, iyi bunda benim adım yazacakmış proje yöneticisi diye, “hadi hazırlayın” dedim. Şimdi bir de kapsam dokümanı çıktı, neymiş analiz edip yazacakmışız. Yapılacaklar benim aklımda, kaç yıldır satıyoruz bunları, öyle yazacak bir şey yok. Otururum programı yazacak çocuğun yanına, “yaz bakalım” derim. Oldu bitti bile. Yok, yazılı doküman, herkes okusun, onaylasın. Olacağı belli, elimizde ne var ne yok göstereceğiz sitede, adamlarda seçip alacak. Aslında benim konumumda bir yöneticinin böyle işlerle uğraşmaması lazım. Ama çaylaklara verdik işi proje yönetimi diye tutturdular. Ben onlara benim usulümle iş nasıl yapılır göstereceğim.  Bir sürü yazı yazmak istiyorlar. İş yapmak yerine bu kadar yazı yazarak vakit harcayacaklar. O kapsam dokümanı yazılana kadar bu iş biter bile.  Hem açıkçası kim okuyacak o kadar dokümanı. Bir sürü diyagram, şekil falan çiziyorlar. Kim anlayacak onları.  Ben derim ki işin sahibine “ gel hele bi anlat” Bu sabah toplantı yaptık. Herkese iş verdim, gidip başka sitelere bakacaklar. Birine de envanteri al bakalım dedim de, kime dedim anımsamıyorum. Neyse elbet yarın gelirse anımsarım. Ona da karşı çıktılar. Envanter zaten bizim veritabanındaki tablolardan gözüküyormuş. Biz de biliyoruz, ama ben birisi bassın getirsin istiyorum. Bir bakacağım elimizde ne var ne yok. Galiba bu çocuklara fazla rahatlık verdim ben. Bugün birkaçı ellerinde olan birkaç işi saydı ama ben bu işleri bilmiyorum bile. Acaba doğru mu söylüyorlar? Bu projede çalışmamak için yalan söylüyor olabilirler mi? İşleri de listelemelerini istedim ama ona da bilmemne programından gözüküyor dediler. Evet, bunları biraz azarlamam gerek galiba. Yarın biraz sertlik yapayım. Yöneticiliğe dair kitaplar ne diyor? Ağırlığınızı koyun. Kurallarınızı koyun. Şimdi gidip şu gömleğe uygun bir kravat seçeyim. Yarın şu satıştakiler gelip bir şeyler anlatacaklarmış. Ben biliyorum gerçi ama illaki anlatması gerekmiş işin sahibinin. İyi anlatsın bakalım. Kravatım şöyle dikkat çekici ve ciddi olursa karşımdaki üzerinde baskı kurarım. Çok da konuşmalarına fırsat vermemek gerek.  Bir sürü gereksiz şey ister yoksa...

Read More

PROJE YÖNETİMİ BİLGİ ALANLARI

Anita Barin AYTEKİN Proje yönetimi kavramının hayatın her alanında uygulanabilir bir bilgiler ve yaklaşımlar bütününü tarif ettiğini hepimiz biliyoruz. Bu kavramı uygulanır hale getirebilmek için önerilen yöntemler de hepimiz tarafından bilinir. Özellikle dokuz bilgi alanı vardır ki, bu alanların sağlıklı ve doğru yönetimi ile projenizin de tamamı ile kontrol altında olduğunu varsayarsınız. Bu bilgi alanlarını anımsayalım. 1.    Entegrasyon Yönetimi 2.    Kapsam Yönetimi 3.    Zaman Yönetimi 4.    Maliyet Yönetimi 5.    Kalite Yönetimi 6.    İnsan Kaynakları Yönetimi 7.    İletişim Yönetimi 8.    Risk Yönetimi 9.    Satın Alma Yönetimi Peki, ama tüm bu alanların yönetimi her projede sağlanabilir mi gibi bir soru her projenin başlangıcında akla takılır. Evet, tabi ki yönetilir ve yönetilmelidir. Biraz daha özelleştirelim durumu; Ar&Ge projeleri ve IT projeleri ile ilgili de uygulanabilirliği sorgulayalım. Özellikle inhouse geliştirilen Ar&Ge / IT projeleri söz konusu ise tüm bu alanların yönetimi gerekli midir? Gereklilik tabi ki projenin özelliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Sonuçta her proje unique’dir ve kendi şartları çerçevesinde değerlendirilip karar verilmelidir. “Yönetilebilir mi” sorusu ise farklıdır, her projenin tüm bu başlıklar çerçevesinde yönetimi sağlanabilir. Peki, ama kısıtlı olan kaynağımızı tüm alanların yönetimine dedikte edebilmemiz, edebilsek dahi beklenen asgari verimi alabilmemiz mümkün değilse ne yapmalıyız? Öncelikle başlıkların yönetilmesi ve ne şekilde yönetileceği ile ilgili kararı verirken nelere dikkat etmemiz gerektiğini kısaca listelemeye çalışalım. Entegrasyon Yönetimi: Söz konusu proje diğer sistemlerle birlikte çalışacak, bilgi alışverişi yapacak, sonuç üretecek, rapor üretecek, karar sistemi oluşturacak, aynı veritabanını kullanacak ise bu başlık kesinlikle dikkate alınmalıdır.  Örneğin, yürümekte olan bir stok izleme programı içine siparişler için istek mektubu oluşturacak bir modül ekleniyor ise, yeni bir sigortacılık paketi yazılıyor ve bir iş zekası çözümü ile birlikte çalışacak ise, bir CRM uygulaması satın alınmış ve sisteme entegre ediliyor ise. Kapsam Yönetimi: Bir proje mevcut ise bir kapsam da mevcuttur. Kapsamı yapılması istenen iş belirler. Bir proje istenen bir işin gerçekleştirilmesi için yapıldığından doğal olarak kapsamına da sahiptir. Ancak kapsam dediğimiz kavram zaman içinde değişebilmekte, sınırları başta tam çizilse dahi gereksinimler ve ilerleyen zaman nedeni ile bunu koruyamamaktadır. Kapsam direkt olarak insan kaynağı, zaman, risk gibi diğer kavramları da etkilediğinden kesinlikle özenle yönetilmeli ve her bir değişikliğin diğer başlıklara etkisi hesaplanarak oluşabilecek riskler de dikkate alınmalıdır. Burada ilk çizilen çerçevenin dökümante edilmesi, paydaşlar tarafından onaylanması ve bu çerçevenin gereksinimlerinin tam belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Daha sonra kapsam üzerinde yapılacak değişiklikler, etkileri ve ihtiyacın önemi ile birlikte değerlendirilerek onay sürecine sokulmalıdır. Bu süreçte tarafların birbirini iyi anlayamamasından, eksik anlatımdan, terminoloji farkından, yasal değişikliklerden, v.b. kaynaklanabilecek zorunlu kapsam değişimleri olabileceğini hesaba katarak plan yapmanın önemi büyüktür. Ancak IT projelerinin olmazsa olmazı, “düşündüm de aklıma geldi, bu da olsa çok iyi olacak”  şeklinde ortaya atılan değişiklik istekleri mümkün olduğunca sürece dâhil edilmemelidir. Dâhil edilmesi...

Read More