Anita Barin AYTEKiN

Yazar hakkında: Anita Barin Aytekin’in yaşamının tanımlayıcı noktaları… • Harika bir kızı var. Ailesinin diğer üyeleri de hiç fena sayılmaz. • Endüstri mühendisi olmasının en iyi seçimlerinden biri olduğunu düşünür. • Rüyalarında bilimkurgu ve fantezi diyarlarına gider, gelmeyi pek istemez. • Okumayı uykuya tercih eder. Yüzmeyi de yürümeye. • Yakın zamanda dünyaya attığı köklerinden birini kaybetti. • 40 yaşın yeni gençliğin başlangıcı mı yoksa eski yaşlılığa giden yol mu olduğuna henüz karar veremedi. Ama yüreği ilkinden yana. • İş yaşamında pek ciddidir. Hiç buradakine benzemez. • IT sevgi alanıdır, PY ilgi alanı, matematik tutku alanı. İş analizi ise yaşama alanı. • Mükemmeliyetçilikte obsesiftir, bu yüzden işi hiç bitmez. • Biraz da duygusaldır, bu yüzden bu dünyaya ait dertleri hiç bitmez.

BEN DÜNYAYI HİÇ BIKMADAN YENİDEN KURTARIRKEN – 1
Nis25

BEN DÜNYAYI HİÇ BIKMADAN YENİDEN KURTARIRKEN – 1

Anlamıyorum neden sürekli yeni bir şeyler çıkıyor ve ben öğrenmek zorunda kalıyorum. Herkes şirket değiştirir maaşı artar, rahatlar, odası büyür, hatta hiç iş yapmamaya başlar bende nerede o şans. Tamam, çok zekiyim, herkes benden şirket için büyük atılımlar bekliyor ama ben de insanım, ben de rahatlamak istiyorum, ben de artık şu müthiş kariyerin keyfini süreyim istiyorum. Sineğin yağını çıkartmaya gerek yok. Ben de süper kahraman değilim. Neydi onun adı bakiyim, örümcek adam mesela… Yok yok o olmaz, o pek tıfıl bir şey… Demir adam deseeeek… Yok ya onun da giysisi güzel değil ki… Hah buldum Thor… Boylu, poslu, yakışıklı, güçlü… Eh ben de gençken öyleydim… Tamam, boylu değildim, güçlüydüm ama… Bir keresinde bilek güreşinde kızkardeşimi yenmiştim, yaşı küçük, mutsuz olmasın diye biraz da uzatmıştım oyunu… Yakışıklılık desen eh hala öyleyim… Şirketteki kızlar hep iç geçiriyor biliyorum… Başı bağlı olmasam neler neler yaparlardı kim bilir… Ben anlıyorum gözlerinden… Geçen gün birisi ne dedi… günaydııın dedi… Evet, sonunu öyle uzattı… Demek ki etkileniyor benden, cümlesini bile toparlayamıyor… Neyse ya hanım bakar okur falan… Yok ki öyle bir çekicim benim fırlatıp da herkesi susturayım… Anlamıyorum neden benden PMP olmamı istedi bu patron. Ne olacak olunca ki… Ben yıllardır bu PMP’nin P’sini bile bilmeden tamamen içimden gelen yüksek zekâ ile yürüttüm bu işleri… O gençler ellerinde formlar bilmem neler ile dolaştı da ne oldu. Ben terfi ettim, ben başka şirkete geçtim, ben proje koordinasyon grup başkanı oldum… Demek ki PMP olmaya hiç de gerek yokmuş… Hatta yoluna engel koyuyormuş… O kadar kalabalık bir şirkette bu kademe… Az mı ya tam 40 kişiyiz, benim bölümümde az mı ya tam 4 kişi var… Bak bak ne uyumlu rakamlar 40 ve 4… işte bunlar hep benim uğurum… Ya aslında şu sekreteri paylaşma işinden hiç memnun değilim… Oğlum benim gibi meşgul bir adama tek sekreter yetmez, değil birini o yarım akıllı grup başkanı ile paylaşmak… Adam ne ki kardeşim… Alt tarafı pazarlamadan sorumlu… Ben o işi günde yarım saat ayırsam bile yaparım… Belki şu PMP’yi olursam sekreteri tamamen kendime alırım, kim bilir… Bu hoca da ne sıktı ya… Daha ilk ders… Proje nedir onu anlatıp duruyor… Proje nedir kardeşim, o kadar süslemeye ne gerek var. Proje dediğin iştir işte… İşi yaparken sıra yaparsın odur proje… Ha bence yapmasan da olur aslında… Zaten işin bir sırası var ki gidiyor… Ama işte bize de öyle ekmek çıkıyor… İşin sırası gidiyor ama işte birinin de bakıp he gidiyor demesi gerek… İşte o da ben oluyorum… Proje budur işte… Uzat uzat… Aha adam yazdığımı gördü… Bana yaklaşıyor… Yaklaşıyor… Eyvah soru soracak… Ukala adam… Neymiş, ben ne düşünüyormuşum proje kavramı konusunda… Deneyimlerimi paylaşır mıymışım? Hayır, paylaşmam, onlar benim deneyimim… Benim bilgilerimi çalıp...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 17

Cidden sevdim bu işi. Yani koordinatörlük işini. Herkes sana danışıyor, tam bir duayen gibi takılıyorum bütün gün. Bir de elime pipo mu puro mu her neyse ondan alsam tam olacak. Tabi kötü yanı da var. Sürekli karar vermek zorunda kalıyorum. Bu da hiç hoşuma gitmiyor. Sonu iyi olursa sorun yok da, ya sonu kötü olursa, işte o zaman benim başım belaya girer. Sonuçta herkes bana soruyor ama ben de aslında her şeyi bilmiyorum. Yani tabi aslında biliyorum da, biliyorum diye sürekli ben mi karar vereceğim. Bazı şeyler var ki, bazen olaylar benim bilgime tamamen ters şekilde gelişebiliyor. Şans işte, bazen olmuyor ben ne yapayım yani. Bir de Sayın Genel Müdürüm demez mi, ben artık stratejik kararlar da verebilmeliymişim. O da ne ki be. Kararların türleri de mi var. Benim bildiğim bir durum olur, sorun falan, ne yapacağını düşünürsün, sonunda karar verirsin. Stratejik karar da ne ola ki. Çaktırmadım durumu ama. Hemen “Tabi efendim stratejik benim göbek adımdır, akşam yiyeceğim yemeğe bile stratejik karar veririm” dedim. Biraz garip baktı ama sanırım bu kadar kendini adamış olmam onu şaşırttığından olsa gerek. Şimdi birkaç sorun uydurup, onları çözüp, stratejik kararlarımın listesi diye vereyim diyorum. Hemen bir örnek; dün kırmızı vazo kalmamıştı, hemen yapı markete adam yollatıp aldırdım. İşte bu stratejik bir karardır. Bir tane daha; kenardaki masaya kimin oturacağına karar verdim, bu da çok stratejik bir karardı. Yani oda güzel, sekreter güzel, herkesin etrafımda dört dönmesi güzel de ah bir de sürekli şu bilmek, karar vermek gerekmese.  Odam müthiş. Köşe bir oda, çift yönde cam var. Sokak ayağımın altında, kapım var ya. Artık tahta bir kapım var. Şimdiye dek ya kapısız açık ofisteydim, ya da cam kapılı odalarım oldu. Ama bu odanın kapısı tahta. Yani içerisi gözükmüyor. Yani gazete okuyabiliyorum, cep telefonumda oyun oynayabiliyorum. Kravatı gevşetip kaykılıp oturabiliyorum. Hatta geçen gün ayağımı altıma bile aldım. Ama şaka bir yana insanın mahremiyeti olması çok güzel ya. Telefonda konuşurken millet duymasın diye uğraşmaktan, bir anda tepemde dikiliveren insanlar yüzünden sıçramaktan canım çıkmıştı ya. Gelelim sekretere, tabi önce de sekreterim vardı ama onu ben seçememiştim. Departman sekreteri ile benim sekreterim arası bir şeydi. Şimdi eğitimli falan bir kız seçtim. Her işin başı eğitim. Eğitimsiz adamı yanıma alıp da onunla uğraşamam. Ben hayatta her şeyin eğitimini gördüm. Sekreterimde öyle olmalı. Çay istiyorum, kahve istiyorum. Okunacak şeyleri sekreterime veriyorum, oku özetle, önemli yerlerini işaretle diyorum. Müthiş zaman kazanıyorum. Aslında biraz zaman geçsin onu kontrol etmeme bile gerek kalmayacak. İşe iyice vakıf olacak çünkü. Bu kontrol biraz zaman kaybettiriyor tabi. Eskiden hep meyve yemek isterdim akşamüstleri ama üşenirdim. Şimdi sekreterim yıkıyor, kesiyor, getiriyor. Ah tabi en güzeli bazen karım aradığında toplantıda dedirtip kendimi çok meşgul bir adam gibi...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 16

Evvvvet… Sabreden derviş muradına ermiş demişler. Hem de çok güzel demişler. Kimse duymasın ama çok çalışmama falan da gerek kalmadı. Tabi çok çalıştım aslında. Ama işte kendini adayanlar var ya, öyle olmam gerekmedi. Kendini adarmış gibi de yaptım gerçi. Yani eve gidip çocukların kavgasını dinleyeceğime ofiste kaldım. Raporları inceliyor gibi yaptım, spor gazetelerinin sitelerini gezdim, hatta birkaç kere film bile izledim. Kaç kere kaynanam geldiğinde toplantım çıktı ben bile bilmiyorum. Benim elemanlar da ne yapsınlar, “ben kalıyorum” diye kaldılar. Aslında kalacak iş yoktu ama olsun. Herkes sandı ki benim birim çok çalışıyor. Tabi çok da çalıştık aslında. Her gün de gazete okumadım canım. Ya bu “günlük” işyerinden birinin eline geçerse ben mahvolurum yaaa. Nasıl geçecek tabi ama yine de insan korkuyor. Mesela bir gün hanım bana kızmış, hani elemanlarım var ya, genç ve güzel olanlar. İşte onların bana hayranlığını yanlış anlamış, kızmış. Günlüğümü alıp gelip genel müdüre vermiş. Yani Sayın Genel Müdüre. Evet evet, bu günlüğü mutlaka daha iyi bir yere saklamam gerek. Günlük, ben var ya ben… Koordinatör oldum ben. Hediyelik eşya departmanı ile çiçek departmanının koordinatörü oldum. Yaaaniii muradıma erdim. Bizim bir genel müdür yardımcısı başka bir şirkete transfer oldu. Yav çok şanslı adam. Nasıl teklif aldı bilmiyorum. Öyle her gece ofiste kalmaz, üstelik okula gider. Doktora yapıyormuş. Sanki hasta bakacak. Tıp mı okudun be adam. Yakında beyaz önlüğü de giyer dolaşır. Bir de hep yabancı konuklarla İngilizce galiba bir de İspanyolca konuşup hava atardı. Sanki ben İngilizce konuşamıyorum. Çok da iyi konuşurum ama bir insan sadece kendi dilini konuşmalı. Özenti olmamalı. Onlar Türkçe öğrensin. Ben tavrımı koyuyorum da ondan konuşmuyorum. Neyse işte bu özenti adam başka şirkete gitti. Sonra buradan birkaç kişiyi de yanına aldı. Hediyelik eşya ile çiçeğin başındaki adamları aldı. Ben, beni de çağıracağını düşündüm ama hep kıskanırdı beni zaten. Onu geçebileceğimi düşünüp beni çağırmadı. Eee korkmakta haklı, bunca yıllık tecrübem var, karizmam var, iş hayatındaki yükselişim çok dikkat çekici. Proje yönetmişliğim var. Üstelik o zıpırların getirip durduğu neydi bakiyim, proje yönetimi kuralları mıdır nedir, işte onu bile anlamışlığım var. Yani o kuralları bile kullandım ben. E işte orada kendi ayağı yer tutmadan benim gibi bir adamı alsa olmaz. Maazallah geçiveririm onu. Haklı adam. Neyse o bu adamları alıp gidince onların yerine yardımcıları geldi. Eeee tabi bunlar genç çocuklar, tecrübeleri az. Başlarına onları idare edebilecek birinin gelmesi elzem oldu. Sağ olsun Sayın Genel Müdürüm de beni bu göreve uygun gördü. Bir koordinatörlük mevkisi inşa etti, orayı da bana verdi. Adı bile havalı. Soracaklar ne iş yaparsın diye. Cevap “ Koordinatörüm” . Yeni odam da çok havalı oldu. Daha büyük. Hatta sekreterim bile olacak. Güzel bir kız seçeyim diyorum ama hanım görürse al başına belayı....

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 15

Sonunda ip koptu. Proje beni çok yormuştu, çok germişti, herkes gördü. Sayın Genel Müdürüm de gördü ve benimle yüksek sesle ifade edemediğim durumu anladı, hissetti, gereğini yapıp beni çok ama çok zor bir durumdan kurtardı. Adam yani Sayın Genel Müdürüm çok hissiyatlı bir insan. Nasıl da anladı benim mağduriyetimi, yılgınlığımı, artık enerjimi bu anlamsız işte değil de gerçekten doğru düzgün bir işte kullanmak istediğimi. Yüksek sesle ifade edip de kendisini zor durumda bırakmak istememiştim ama hemen anladı. İşte büyük adam böyle oluyor arkadaşım. Bu yüzden bu değerli insan genel müdür yani benim Sayın Genel Müdürüm. Kendisi bu sabah telefon açıp beni yanına çağırdı. Tabi aslında sekreteri aradı ama olsun. Sağ olsun hatırımı sordu. Projede ne kadar yorulduğumu gördüğünü söyledi. Bu kadar yorulmamın doğru olmadığını başka işlerde daha verimli olacağımı söyledi. Gerçi burada ben biraz tedirgin oldum. Ne yani bu projede verimsiz miyim dedim ama sonra anladım ki benim verimimi bu projenin yok ettiğini fark etmiş durumda. Onu ifade etmeye çalışıyor. Bu projeyi benden aldığını söyledi. Beni yeni kurulan bir birimin başına yönetici olarak atayacağını söyledi. Birimin ne olduğunu söylemedi ama ben anladım. Bendeki cevheri bir kere daha gördüğü için çok önemli bir birim olacak bu hissediyorum. Sanırım yeni birimin işini kimselere güvenemediği için bana vermek istiyor. Eh bunun için de beni şu karmakarışık proje yönetimi işinden kurtardı. Yeni birimin kuruluşu gelecek ay açıklanacakmış. Ekibim nasıl olacak acaba. Şöyle kalabalık, kelli felli adamlardan oluşan bir ekip olsa, çoluk çocuktan sıkıldım, oturaklı adamları idare etmek kolay, bu zıpırlar gibi her gün yeni bir şey okuyup gelmezler. Benim projeyi de yeni yetişen gençlerden birine vermiş. Eh benim yönetimimde çok şey öğrendi çocuk. Tabi, tabi. Benden öğrendiklerine güvenerek Sayın Genel Müdürüm onu yönetici yaptı projeye. Gerçi ben kendisini biraz fazla her halta maydanoz bulurdum ama olsun. Ne de olsa ben yetiştirdim, bildiği her şeyi benden öğrendi. Herhalde bugün gelir teşekkür eder bana emeklerim için. Hatta geç bile kaldı. Eğer ben yeni birimin başına geçmek zorunda olmasaydım o asla projeye yönetici olamazdı çünkü. Ama proje için endişe ediyorum yine de. Tamam, bu çaylağı ben yetiştirdim, adam ettim ama beni bu kadar yoran karmakarışık bir projeyi o nasıl idare edecek hiç bilmiyorum.  Bu çok büyük çok kapsamlı bir iş. Çok zor bir iş. Öyle kitaplar okumakla yapılamayacak kadar büyük bir iş. Teşekkür için geldiğinde kendisine biraz daha akıl vereyim. Hatta kendisine öğüt verdiğimi Sayın Genel Müdürüme de söyleyeyim. Böylece gençlere ne kadar destek olduğumu görür. Ben de gözüne biraz daha girerim. Ben ne dedim başından beri. Öyle yeni kitaplardan okuduğunuz yeni moda şeylerle iş yapılmaz dedim. Kendi bildiğim yılların iş yapış şeklini kullandım bak sonunda Sayın Genel Müdürüm gördü ve takdir etti, beni yeni birimin...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 14

Çok yoruldum bu proje işlerinden. İzin alıp gideceği buralardan, biraz kafamı dinleyeceğim. Hem ben yokken değerimi de anlasınlar biraz. Öyle sürekli konuş, hiçbir şeyi beğenme, sürekli bir şey iste. Bu ne rahatlık. Ben olmazsam işler yürümez. Onlarda görsünler günlerini işte. En son şu genel müdürle uğraşmaktan baygınlık geldi. O artık “Genel Müdür” değil “genel müdür”. Yok artık ona öyle büyük harfler falan. Biz ona büyük harflerle hitap edelim, o da gelsin şu genç zibidilerden öğrendiği proje yönetimi lafları ile bizi üzsün. Ben üzülecek adam mıyım ya. Çok takıldım bu “proje süresini aştı” laflarına. Gören sanacak ki 5 yıldır aynı projeyi yapıyoruz.  Neyse dedim, hadi öyle olsun. Madem aştık, bu aşma durumu için bir duyuru yapalım. Yok sponsor onaylayacakmış efendim öyle kafadan olmazmış. Neyse sponsora gittik, neden uzayacak, maliyeti ne olacak, hangi kaynakla yapılacak diye bir araba soru sordu. Abi ne değişti dünden bugüne. Proje aynı proje, şirket aynı şirket, adamlar aynı adam. Şimdi bu soruları sordun da adam mı oldun. Ben uzayacak demesem de zaten uzamıştı, sponsor hanımın da aklına hiç bunları sormak gelmiyordu. Gittik uzadı dedik, bin tane soru çıktı.  Şimdi bir de bunları cevaplamak için uğraşacağım. Al sana işte proje biraz daha uzayacak. Neden? Çünkü gereksiz soruları cevaplıyorum. Hep dedim, hala da diyorum. Şu proje yönetimi dedikleri hikâye sırf bana, evet evet sadece bana iş çıkarmak için yaratılmış. Başka bir açıklaması olamaz. Proje yöneticisiyiz ama anlamadım nasıl yöneticilik. Daha çok proje hizmetçisi demek lazım bence. Okuması bende, yazması bende, karar vermesi bende, gözlemesi bende. Tövbe bir daha girmem böyle işe. Biliyorum tek mesele benim ayağımı kaydırmak, başka da bir şey değil.  Ama öyle kolay değil bu işler.  Ben kaçın kurasıyım bilmiyor bu acemiler. Hele şu dokümantasyon işi yok mu? Neyse artık son haftalarda her gelen kâğıdı karalamaya başladım. Hiç değilse inceledim gibi gözüküyor. Zaten hepsini kapsamın genişlemeye tahammülü kalmadığı gerekçesi ile reddediyorum da okumadığım çok belli olmuyor. Aslında bu hafta bir duyuru yapayım, artık boşuna istek falan göndermesinler, zaten hepsini ret edeceğim. Boşu boşuna kâğıdı karalamakla bile vakit kaybetmeyeyim. Şöyle havalı havalı yazayım duyuruya: projemiz kapsamının genişlemeye tahammülünün kalmaması nedeni ile ikinci bir emre kadar istekleriniz dikkate alınmayacaktır, bu nedenle sistemi gereksiz meşgul etmemek adına istek gönderiminde bulunmayınız. Bir de şu “küçük harflerle genel müdür”ün yeniden gözüne girecek bir hamle lazım. Acaba bir projede böyle göze girecek hamle nereden çıkartılır ki. Şu maliyet işinden olabilir ama adamlar her şeye maliyet diyor. Buradan bir şey çıkartmak için çok çalışmak gerek. Kalite yönetiminden gideyim desem anlamıyorum ki neye kalite dediklerini. Sanki ele alınan, dokunulan, tartılan bir mal üretiyormuşuz gibi bir kalitedir gidiyor. Şu gençleri bir çağırayım, toplantı yapar gibi. Diyeyim ki “genel müdür çarpıcı bir çalışma istedi, ne yapalım?”....

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 13

Neden bilmiyorum bizim Genel Müdür pek hoş bulmadı söylediklerimi, biraz bahane gibi geliyormuş kendisine… öyle dedi. Nasıl bahane olacak ki. Her şey ortada. Herkes her gün yeni bir istek ile geldi. Kapsam büyüdü. Neymiş efendim, bunu kontrol altında tutmak gerekli imiş. Hatta bir de ukalaca bir laf dedi ki anlatamam. Projelerde altın kaplama yapmak kaliteyi artırmaz, projeyi başarılı yapmaz imiş.  Ne demekse artık. Sanki kupa ya da kalem de altın kaplatacağız. Kesin bunu da bir kitaptan aşırmıştır. Ooof of bizim zamanımızda hiç yoktu böyle şeyler. Biz bir işe otururduk, bir zaman sonra da bitirirdik. Ne altını be, ben pırlanta kaplardım işlerimi. Adam faturaları listele dedi mi, ben listeler hepsinin üstüne renk renk kâğıtlara kırmızı kalemler ile notlar alırdım. Gün gün toplar listeler, ay ay toplar listelerdim. KDV’leri oranlarına göre listelerdim. Kimse de neden pırlanta kapladın demez hatta teşekkür ederdi. Bunların ise işini daha büyütüyorsun, istenenin bu kadar dışına çıkılmaz ki diyorlar. Sanki kafamdan uydurdum bunları. Proje zamanı yanlış hesaplanmıştı diyeyim dedim, buna da dedi ki; madem yanlışmış da ben neden düzeltme yapmamışım. Ne bileyim gelip de birinin bunun süresi ne oldu diyeceğini. Aklıma gelse uzatırdım tabi. Şirketin işi yahu bu, uzun da sürse kısa da sürse adam kiralamadık, depo kiralamadık, kime ne zamanından. Gören de sanır ki at yarışına katıldık. Yarış toplumu olduk, çocukları yarış atı yaptık diyorlar ya, hah işte tam bunun için söylenmiş sözler. Sanki proje bitmedi de para kaybettik, ev inşa etsek bitirip kiraya verirdik diye dertlenirsin, şimdi dert ne ki; internet satış sitesi açılmadı. Açılsa ne olacak sanki. Kim internetten alışveriş yapıyor ki, bir iki zirzop dışında kimse gelmez bile siteye. Adam bir de dokümantasyonumuzu beğenmedi. Gerçi bunda bana söyleyecek bir şey yok aslında ama. Sekreterim olacak anlayışsız kızda kabahat. Söylediklerimi hep yanlış anlamış. Onayladıklarımı ilet ki dokümanlarda yeni versiyonu yayınlasınlar dedim, hiç iletmemiş. Şimdi de diyor ki, ben hiç böyle bir şey söylememişim. Hatta biraz da hiç okumadığımı ima etti gibi geldi ama tabi haddine düşmez. Cidden okumadığımı fark etmiş olabilir mi, bunlar insanın dedikodusunu da yapar vallahi. Dur bundan sonra gelen kâğıtların sağına soluna birkaç çizik atayım, not falan yazayım da. Mail gönderenlere de okumuş gibi dönmek gerek. Şöyle yazıdan birkaç cümle cımbızlayıp dönmek gerek. Sanki hiç işim yok da bu saçmalıklar ile uğraşıyorum sürekli ya. Yok, bu iş zor kardeşim. Ne proje çalışanlarına ne Genel Müdüre yaranabiliyorsun. Bundan sonra gelen her isteği direkt ret edeceğim. Kapsamı büyütmeyelim canım. Aslında iyi de olur, okunacak şeyin sayısı azalır bu vesile ile. Dur unutmadan bir de proje süresinin uzaması ile ilgili bir duyuru yapayım. Acaba duyuru yetiyor mu yoksa şu sponsor dedikleri adama onaylatma işi falan var mıydı yav. Neyse çömezler bilir, bu işi onlara...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 12

Bugün inanılmaz bir şey oldu. Genel Müdür gelip de ne sorsa beğenirsin. İnanamıyorum ya. Gerçekten inanamıyorum. Projemizin neden bir yılı aşkın zamandır bitmediğini merak ediyormuş. Bu ne demek şimdi ya. Bir yılı aşkın zamandır bitmemesi ne demek, kim dedi ki bir yıldan önce bitecek. Aradım, ilk planları buldum. Hangi öngörüsüz yapmış ise ilk planları, 8 ayda bitecek demiş. İki ay analiz,  bir ay tasarım, üç ay geliştirme, bir ay test,  bir ay da gerçek hayata geçiş demişler. Biz hala analiz ediyoruz, açıkçası ben tam bilmiyorum bile ne olacağını. Hem nasıl böyle kesin çizgiler çiziyorlar ki. Bu proje cidden bir komplo galiba. Benim kariyerimi baltalamak için tasarlanmış bir komplo. 8 ayda biten proje mi olurmuş. Kesinlikle beni zor durumda bırakmak için böyle tarih biçmişler. Tabi şimdi bakınca adam diyor ki projen % 50 uzamış. Oysa hiç de öyle değil. Gerçi bakınca ilk planları onaylayanlardan biri de benim ama kesin bana başka bir şey anlatıp kandırıp onaylatmışlardır. Ben asla 8 aylık bir şeyi onaylamam. Sekiz aylık işe proje mi denir ya, proje dediğin en az iki üç yıl sürer. Utanmasalar her şeye proje diyecekler. E tabi derler, daha havalı oluyor çünkü. Böyle deyince işi daha büyütmüş oluyorlar. Madem iş sekiz aylıktı o zaman proje diye yapmaya ne gerek vardı. Biliyorum, ayağımı kaydırmaya çalışıyorlar, hepsi ondan. Hepsi komplo da tabi, genel müdüre gidip de bunlar komplo desem adam garip garip bakar.  Bilmez tabi benim burada neler ile uğraştığımı. Ne istekler biter, ne değişiklikler biter. Sürekli ortada dokümanlar dolaşır, onu oku, bunu oku, o toplantıya git, bu toplantıdan çık, değişim, kalite bilmemne gibi acayip bir sürü yönetilecek başlık uydururlar. Bunlarla uğraştığın bir proje 8 ayda biter mi. Sadece gönderdikleri bir sürü analiz dokümanını, değişim dokümanını okumayı bile bitiremedim ben. Bir şey daha sordu bizim genel müdür. “Sacayağımız ne durumda, hedefler tutuyor mu?” diye sordu. O da ne yahu dedim bende ama tabi içimden. Koca genel müdüre yüksek sesle böyle denmez. Sacayağıymış. Sanki ateş yaktık da yemek pişiriyoruz. Ya da deney yapacağız laboratuarda. Vallahi aklıma ilk piknik geldi, şirket bizi pikniğe mi götürüyor diye düşündüm hemen. Hatta sandım ki piknik organizasyonu işini de bana verdiler de ben de unuttum. Sonra düşünürken aklıma geldi. Herhalde “Kapsam, Zaman, Maliyet” deyip durdukları sacayağını diyor, hani hepsi biraraya geldi mi “Kalite” olurmuş ya. Sanki genel müdür biliyor da bunları. O da bir yerlerde okuyup gelip hava atıyor. Bu zıpırlar ona da bulaştırdı bu okuduğun her yeni moda saçmalığı hemen kullanma isteğini. Aslında düşünüyorum da, kapsam büyüdü. Zaman uzadı. Üstelik maliyetlerimiz de artmış diyorlar ama ben hala anlamıyorum bizim adamın yazdığı projede maliyet nasıl artıyor. Neyse, işte hepsi büyüdüğüne göre bizim üçgen kocaman oldu. Eh demektir ki kalite de...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 11

Bak bugün yine sinirliyim. Gören de diyecek ki bu adam niye hep sinirli. Tabi sinirli, her gün yeni bir şey çıkartıyorlar. “Kalite Yönetimi” diye bir şey uydurdular şimdi de. Her gün yeni bir şey, her gün yeni bir kavram. Kardeşim ben mecbur muyum sizin hayal gücünüzün peşinden gitmeye.  Aklınıza geleni söylüyorsunuz, ben ne bileyim ne dediğinizi ya da ne kastettiğinizi. Kalite de yönetilir mi hiç. Kalite ya vardır ya da yoktur. Yönetince kalite mi olur. Kalite insan mı da yöneteceksin. Anlamadım gitti ya. Neymiş, Kapsam, Zaman, Maliyet diye bir saçayağı varmış, bunun toplamı da kaliteydi galiba. Aman ne bileyim, saçtı ayaktı, üçgendi, beşgendi, kafam karıştı benim. Yok, bunlardan hiçbirinden fedakârlık yapmadan istenen sonuca ulaşma sanatı imiş. Ne zamandan beri proje yönetimi sanat oldu acaba. Ben biliyorum sırf benim kafamı karıştırmak için ortaya atıyorlar bunları. Sürekli kapsam değişsin isteyen bunlar. Bu yüzden süre sürekli uzuyor. Eee maliyet de artıyor haliyle. E o zaman ne oldu bizim sacayağı. Ne olacak uçtu, gitti, bitti. Benden imkânsızı istiyorlar. İmkânsızı yapamayacağım, böylece onlar da beni başarısız gösterecekler. Hem zaten neyin kalitesi anlamıyorum, elle tutulur bir şey değil ki bu kardeşim. Elle tutsan, boyunu ölçsen, ağırlığını tartsan anlarım. Web sitesi bu kardeşim. Neyi ölçeceksin. Sorular uzun mu kısa mı, kaç harften oluşuyor, resmilerin boyu ne kadar, onları mı sayacağız ki. Hep derim, yine de diyorum bu yeni nesil laf kalabalığından başka bir şey bilmiyor. Onlar laf kalabalığı yapınca biz eski topraklar da bilmiyor gözükmemek için kafa sallıyoruz. Sonra adamların dedikleri anayasa gibi oluyor kardeşim ya. Bir şey daha söylediler, “6 Sigma” diye bir şey varmış. Sigma da nerden çıktı bilmiyorum ama teki yetmiyor bir de altısını çıkartmışlar. Neden üç, beş ya da dört değil de altı onu da bilmiyorum. Herhalde İngilizcesi havalı oluyordur, ondan. En az hataya yaklaşmayı sağlıyormuş. Web sitesinde hata olsa ne olur, olmasa ne olur. Ucunda ölüm mü var. Pek pek sipariş yanlış olur, olsun mal satıldıktan sonra. Hem kim oradan alışveriş yapacak sanki. Eline almadığın mal alınır mı sanki. Hani projeyi ben yönetiyorum diye sesim çıkmıyor ama sanmam ki internet sitesinden çok alışveriş olsun. Şahsen ben almam. Nereden belli adamların yalan yanlış bilgi vermedikleri. Mesela resim doğru mu bakalım. Üstelik hepsi doğru olsa bile yolda aldığın şey kırılsa dökülse ne olacak. Acaba şu Kalite Yönetimi dedikleri şey buna mı yarıyor. Hani resim doğru mu, bilgi doğru mu, birbirini tutuyor mu, onları sağlamaya mı yarayacak acaba. Bildiğim şu, her gün yeni bir şey çıkıyor. Sırf bana inat kitapları karıştırıp profesörlerin öylesine söylediği lafları bulup, proje yönetimi diye ortaya çıkıyorlar biliyorum. Hayır, mantıklı bir şey olsa ben de bilirim herhalde. Bunca zamandır bu işlerin içindeyiz. Kalite dediğin şey fabrikada olur. Kimi kandırıyor bunlar...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 10

Bugün yine ama yine çok sinirliyim. Biliyorum, biliyorum… Bu ara hep sinirliyim ama elimde değil. Sürekli tepemi attırıyorlar. Ayıp ya. Ben böyle canla başla çalışayım ama onlar beni böyle kızdırsınlar, olacak şey mi bu. İşin yürümüyor mu arkadaşım derler. Yürüyor işte.  O zaman bu neyin şikâyet, neyin söylenmesi bilmiyorum. Daha geçen gün konuştuk ki sarkmayan proje mi olurmuş diye. Son birkaç aydır hep aynı terane neden sarkıyormuş teranesi. Diyor ki biri, bu işin bitiş zamanı üzerinden diğer işleri planlamışlar, bu işin de geri dönüş süresini hesaplamışlar. Ama süre uzadıkça maliyet artıyormuş, geri dönüş dedikleri şey büyüyormuş falan filan. Maliyet niye artsın ki… Kendi binamızda oturuyoruz, proje için yeni yer tutmadık. Maaşlı adamlarımız çalışıyor projede, dışarıdan birine para vermiyoruz. O zaman neyin maliyeti artacak ki hiç anlamıyorum. Sanki günlük yevmiye ile adam tutmuşuz da o çalışıyor. Bunlar hep yeni moda. Yeni moda lafı sözü dergilerden okuyup okuyup ortaya çıkıyor şu zıpır yeniyetmeler. Gelip bir de benim başıma bela oluyorlar. Neymiş sitemiz açılmayınca oradan beklenen gelir de elde edilemiyormuş. Sanki bunca yıldır internetten satış yapıyorsun be adam. Al satış ekibine birilerini yapsınlar sana satış. Ayağımı kaydırma operasyonu yapmak için yeni yeni kavramlar uyduruyorlar. Eh bizim de ayağımız sağlam canım. Bu saçları değirmende ağartmadık. Yemezler öyle yeni boş lafları. Dedim ki geçen gün hadi gönülleri olsun. Şu kapsam yönetimi dedikleri şeye bakalım biraz. Sürekli yeni bir şeyler istiyorsunuz, hani, değişim yönetimi nerede dedi yazılımcıların başı. E günaydın, tabi yeni bir şey isteyeceğiz, müneccim miyiz biz her şey bir anda aklımıza gelecek, tüm ihtiyaçları bir seferde söyleyeceğiz. O kadar müneccim olsam burada bu aptallarla ne işim var loto falan oynarım parayı kaparım. Efendim tüm istekler bana gelecekmiş, ben bir ekip kurup bunların plana etkisine falan bakacakmışım. Anlamıyorum zaten neden her şeyi ben yapıyorum. Ben bu projenin yöneticisi miyim yoksa hizmetçisi miyim kardeşim ya. Dokümana gerek yok dedik dinlemediler, şimdi doküman olunca ne oluyor elde belge oluyor. Yazılımcı da hani bunun değişimi diyor. Beni dinleselerdi; biz zaten anlatmıştık sana, sen unutmuşsun, der üste çıkıverirdik. Hem üste çıkamıyoruz hem de bunlarla ilgilenmek benim başıma kalıyor. Zaten dedim ya ben sanki projenin hizmetçisiyim. Koca proje yöneticisi bir ayaklarını uzatıp oturamıyor. Aslında sürekli yeni fikirle gelenlere de kızıyorum. En iyisini yapmak istiyorlarmış. Biz bir siteyi ayağa kaldıralım da varsın en iyisi olmasın. Bak herkes bitmiyor diye söyleniyor. Önemli olan bitsin, kimse kullanmasa da olur. Müşterinin ayağı aman yok işte eli alışmadı der çıkarsın. Evet ya şu geliştirme dedikleri her şeye ben hayır diyeyim de bitsin artık iş. Yazılımcıları böyle mutlu ederim üstelik. Bakın iş hiç değişmeyecek dedim mi tamamdır. Eski köye yeni adet getire getire yorulmadılar. Eskiden internetten satış mı vardı, giderdin mağazada çata çat pazarlık eder...

Read More

BEN DÜNYAYI KURTARIRKEN – 9

Bugün yine çok sinirliyim. Hatta burnumdan soluyorum.  Kapsam yönetimi ile ilgili işler sürüncemede kalmış, proje yönetimi felsefesi unutulmuş, diye bir sürü laf işittik. Anlamadım zaten şu felsefeyi, görsen hepsini büyük filozof sanki de felsefe diyorlar. Yesinler felsefeni. Yürümüyor mu proje, yürüyor. İşler yapılmıyor mu, yapılıyor. E sana ne o zaman takvim sarkmışmış. Sarksın, atlı mı kovalıyor bizi. Hani bir lafı vardı dedelerimizin, tabakhaneye XXXX mi yetiştiriyorsun diye. Aynen öyle. Bu adam maaşlı adam, proje sarksa da parasını alacak, sarkmasa da. E o zaman ben ne diye bu işlerin peşine düşüp, onu bunu kovalayayım. Arkada başka projeler varmış. E bana ne, o projelerin sahibi düşünsün. Dedim de aklıma geldi. Yoksa o projelerin sahipleri mi gidip işleri gecikiyor diye beni gammazladılar, yok ya ne gammazı, resmen iftira attılar. Kesin onlar. Kardeşim projen o kadar mühimse önce seninki başlasaydı. Neymiş efendim insan kaynakları yönetimi paketi değişecekmiş, stok kontrol uygulamaları değişecekmiş. Hiç de acil değil ki bunlar. Personel yönetilebiliyor mu, evet. E o zaman paketin değişmesine de gerek yok. Stokları izliyor musun, evet. Eh biraz kaçacak tabi, ne demişler bal tutan parmağını yalar. O zaman bu proje de gereksiz. Şimdi ben sürekli zamanları, işleri kovalayınca ne olacak. Benim projem bitse ne olacak. Ne olur sanki stoku biraz geç kontrol etsen, personeli biraz az yönetsen. Şimdi plana sağ olsun bizim çocuklar bir sürü şey yazdılar. Eh bir şekilde yapılacak işler zaten bunlar.  Tamam dedik şu denetçinin, bilmemne müdürünün gönlü olsun, proje yönetimi yapalım, plana yazalım. Yazdık diye milletin peşini mi kovalayacağız. Benim işim var gücüm var. Bu yaştan sonra, bu mevkiden sonra ben milleti kovalayamam. Aslında zaten sanmıyorum da şu meşhur proje yönetimi felsefesinin böyle bir şey yap dediğini. Bunlar bana belden aşağı vurmak için çıkartıyorlar bu saçma fikirleri. Plan var işte, baksınlar yapsınlar, iş plana uygun giderse kontrole gerek kalmaz. Plana uygun da gitmiyorsa, eh artık ben ne yapayım, herkesin işini oturup ben yapacak değilim ya. Bir de ne dediler, kapsam yönetimi işi boşta kalmış. Kapsam belli işte; internet üzerinden ufak hediyelik eşya satışı. Nesi değişecek ki. Büyük hediyelik mi satalım diyeceğiz, ev mi satalım diyeceğiz. Çıfıt çarşısı gibi kapsam dökümanı hazırladılar tabi şimdi değişiyor diye tutturuyorlar. Hâlbuki ben dedim onlara dokümana gerek yok, iş belli diye. Beni dinleselerdi şimdi kimse kapsam değişiyor, bunlar izlenmiyor diye ağlamazdı. Kim sürekli şu var mı, bu var mı, bu değişti mi sürekli kontrol edecek. Zaten kim okuyor ki bu dökümanı, işte bizim büyük filozoflar okuyordur o kadar. Satış modülü değişti hooop kapsam değişti, seçim modülü değişti, hooop kapsam değişti, favori listesi eklensin, hooop kapsam büyüdü. İşte doküman olursa böyle olur. Ben eğer otursaydım programcının yanına, şurayı şöyle yap, burayı böyle yap, her şey harika olurdu ama...

Read More