Faruk BUDAK

Yazar hakkında: Faruk BUDAK, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümünden 1983 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimi ardından daha sonra branş değiştirerek Endüstri Mühendisliği Doktorasını tamamladı.

PROJELERDE GEREKSİNİM SÜREÇLERİ

Projelerde gereksinim yönetiminin amacı; projenin gerektirdiği teknik veya teknik olmayan tüm ihtiyaçların yönetilmesi ve sözkonusu ihtiyaçlarla hazırlanan proje planı ile gerçekleşen işler arasındaki uyumsuzluklarının belirlenmesidir. Gereksinim analizi ile birlikte bu analizin yönetilmesi, bir proje döngüsü içerisinde yer alan yazılım geliştirme yaşam döngüsündeki tüm süreçlerin başarısını doğrudan etkiler. Bu nedenden dolayı “gereksinim analizi” nin doğru ve hedeflere uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi önem teşkil etmektedir. Gereksinim analizinin de içerisinde yer aldığı gereksinim süreçleri 4 ana başlıktan oluşmaktadır; 1.Olurluk (fizibilite) Çalışması: Müşteri ihtiyaçlarının uygun bütçe ve teknoloji sınırları içinde olup olmadığının tespit edildiği süreçtir. Müşterilere, fazladan istenilen hizmetlerin bir ek maliyeti olduğu ve bu durumun hem zaman hem de maddi açıdan yeterli olması gerektiği belirtilmelidir. Bazen mevcuttaki teknolojinin de yetersiz kalması ortaya çıkabilir. Dolayısıyla tüm gereksinimler için olurluk çalışmasının yapılması gereklidir. Olurluk çalışması sonucunda bir olurluk( fizibilite) raporu hazırlanmalıdır. Değişik biçimlerde olurluk çalışması yapılabilir: teknik olurluk (kaynak, teknoloji vb.), ekonomik olurluk, yasal olurluk vb.. Olurluk çalışmasında ayrıca karlılık-maliyet analizinin de çıkarılması ve belli kriterlere göre karar verilmesi faydalı olmaktadır. Her bir hizmet ve araç için maliyetlerin ortaya konulması ve beklenti, risk ve öncelik değerleri ışığında karar verilmesi gerekir. 2.Gereksinim Analizi: Müşterinin ve projenin tüm paydaşlarının sistemden olan beklentilerini ortaya çıkarmak ve bunları uygun metodolojilerle ayrıştırmaktır. Özelikle çatışma yönetiminin bu süreçte yapılması ve varsa tutarsızlıkların çözümlenmesi çok önemlidir. Gereksinimlerin önceliklendirilmesi de yine bu süreç dahilindedir. Müşteri bakış açısına göre tüm gereksinimler aynı öncelik derecesine sahip görülür veya görülmez. Ortada bir proje planı ve bütçe olması durumunda bazı gereksinimlerin daha fazla önceliğe sahip olması gerekecektir. Gereksinim tanımlama: Gereksinimleri müşterinin anlayabileceği formlara dönüştürerek gerekli tanımlamaları yapmaktır. Bu süreçte diyagram veya formlar kullanılır ve görsel anlamda yapısal doküman hazırlanır. Müşteriye yönelik bir adımdır. Ayrıntılı gereksinim belirtimi: Gereksinimleri detaya inerek tanımlama ve ortak olan ve olmayan noktaları ortaya koyma sürecidir. Yazılım tasarımına giriş yapılır. Bu süreç daha çok uygulamayı geliştirenler ile müşteri ortamındaki teknik paydaşlar içindir. Gereksinim tanımlama sürecinden ortaya çıkan formların her biri için detaylı formlar ve diyagramlar oluşturulur. Yazılımın tasarımında tanımlanacak nesneler için soyut tanımlamalar yapılır ve üst düzeyde veri akışı diyagramı oluşturulur. Gereksinimleri geliştirmenin bir diğer yöntemi ise prototip oluşturma ve bu prototipi müşteriye sunarak daha önceden alınan gereksinimlerin eksiklerini tamamlamak ve geliştirmektir. 3.Onaylama ve Doğrulama: Tüm ihtiyaç dokümanlarının (use-case dokümanları..vb) resmi olarak müşteriye onaylatılması gereklidir. Müşteri onayı olmayan gereksinimleri tasarıma girdi olarak almak hatalı bir proje döngüsüne ve en önemlisi boşa emek harcanmasına neden olabilir.    Olası gereksinim değişikliklerinin maliyetini ve proje planı revizyonunu daha kolay belirleyebilmek amacıyla bu onaylama ve doğrulama sürecinin gerçekleştirilmesi önemlidir. Gereksinimleri doğrulamak için kontrol listelerinin kullanılması sözkonusudur. Kontrol listesindeki tüm kriterlerin sağlandığından emin olunması ve eksikliklerin tamamlanması ise zorunludur. 4.Gereksinim Yönetimi: Gereksinim yönetimi; iş, organizasyon değişikliği ile birlikte teknik...

Read More

KAOS

Hepimiz günlük yaşam içinde kendimizi birçok kez kaosun eşiğinde bulmuşuzdur. Kaos, birçok faktörle tetiklenen, içsel duygu durumlarımızdan çevresel faktörlere kadar değişen yelpazede yaşamımızı olumsuz yönde etkileyen bir süreçtir. Kendi iç dünyamızı güçlendiremediğimiz, irade ve kontrolü ele alamadığı sürece, çok uzun dönem devam edebilir. Kişisel gelişim ve kendini içten yapılandırma, stres ve kaos gibi durumlarda insana iç dünyasına yaptığı yatırımları gösteren durumlardır. Her ne kadar stres ve kaos negatif durumlar gibi görünse de, birey bu durumları kendini keşfetme ve tanıma yolunda fırsatlara dönüştürebilme yeteneğine de sahip olmalı. Kaos ile birlikte, kendini ve yaşamını sorgulama aşaması başlar, bu aşama zorlu olsa da bazen insanın kendinde hiç keşfetmemiş olduğu halleri keşfetmesinde sihirli fırsatlar barındırabilir. Cesaretsiz olduğunu düşünen bir birey, karşılaştığı kaos durumlarında yaptığı hamle ile kendinde gizlenmiş cesaret olgusunu açığa çıkarabilir. Dengede kalabilmenin zor olduğu günümüz koşullarında kaostan kaçınmak ta bir irade eylemidir. Kaostan kaçınmak, kaos yaratabilecek durum ve duyguları kontrol altına almak, irade ile yaşamı kontrol edebilmek demektir. Sinirlendiğimiz, kızdığımız, öfkelendiğimiz durumlarda negatif enerji halleri yaratırız. Bu duyguları beslediğimiz ölçüde kaos ta beraberinde yükselecektir. Kontrol edilemeyen, yüzleşilemeyen, dönüştürülemeyen bu tarz duygular, enerji tıkanıklığına sebep olacak ve patlamak için fırsat kollayan duygu halleri olarak büyümeye devam edeceklerdir. Negatif bir durum ya da duygu ile karşılaştığımız anda, onun kaos sürecini başlatacak kadar büyümemesi için önce neden o duyguyu hissettiğimizi anlamamız önemlidir. Yaşamımızda ne olursa olsun, bir anlığına sakin kalabilip kendi içimize dönerek sorgulamaya geçmemiz çok önemlidir. Bir anlığına sakin kalabilmek, bir irade eylemidir. Kişinin kendinin efendisi olduğu, duygularının kölesi olmadığı anlamına gelir. Bir anlığına sakin kalabilip iç dünyasını gözlemlemeye başlayabilen bir kişi, en yoğun kaos hallerini bile kendini geliştirme fırsatlarına dönüştürebilir. Bizim dışımızdaki insanlar, sadece araçlardır. Gerçekte bizi kimse üzemez ya da kimse sinirlendiremez, ancak biz izin verdiğimiz sürece diğerleri bu duyguları bizde açığa çıkaran araçlar haline gelebilir. Karşınızdaki ne yaparsa yapsın, hangi duyguyu seçeceğiniz sadece size aittir o yüzden yaşamımızda her ne oluyorsa, tek sorumlu bizleriz. Hiç bir zaman sadece tek bir seçeneğe sahip değilizdir. Diğerlerinin araç olduklarını anlamak bu yüzden çok önemlidir. Sinirlendiğiniz ya da öfkelendiğiniz zamanlarda odağınızı sizde bu duyguları tetikleyenlerden çekip alın ve içinize yönelin. Karşınızdaki, sizde sizin yüzleşmek istemediğiniz bir durumun açığa çıkmasına vesile olmuştur, zayıf kaldığınız yönlere dokunulmuş ve öfke hali ortaya çıkmıştır; aksi halde öfkelenmezdiniz. Ne zaman sinirlenseniz ya da öfkelenseniz sakin kalın ve iç dünyanızda hangi inancınıza dokunulduğuna odaklanın. Böylece o dönüşecektir. Kaos ile karşılaşıldığı durumlarda duygularınızı gözlemleyin. Kaos, insana hangi durumda olduğunu gösteren bir ayna ve araçtır. Kişi kaos ile karşılaştığında kendini iç dünyasında ne derece geliştirebildiği oranında ya içindeki panik şüphe ve korku hallerini ya da cesaret kendine güven ve sakinlik hallerini deneyimler. Fark edilen hal ve duygular, kişinin kendi üzerinde hâkimiyetine bağlı...

Read More

TATİL PROJELERİ – PHNOM PENH

Bugünkü programımızda şehir turu var. Diğer ülkelerde alıştığım triportör (tuk tuk ya da motor-rikşa) burada neredeyse hiç yok gibi. Bir motosiklet-taksici ile haritada işaretlediğim dört yere götürmesi için anlaşıp yola çıkıyoruz. Göreceğimiz yerler listesinin başında “Independence Monument” (Bağımsızlık Anıtı) var. Şehrin ana bulvarlarından birinin üzerindeki Anıt, fazlaca görkemli olmasa da etrafını çevreleyen dairesel iki yeşillik bandı ile oldukça güzel görünüyor. Fakat böylesine önemli bir yapının etrafının tuvalet olarak kullanılması ve uzunca bir süreden beri de temizlenmemiş gibi görünmesi çok ilginç. “Ben böyle bağımsızlığın içine ederim” mi demek istiyor bunu yapanlar acaba? İkinci durak, Royal Palace ya da Eski Krallık Sarayı. Gerçekten muhteşem yapılarla dolu. Bangkok’daki Siyam Krallığının sarayından çok daha güzel, düzenli ve bakımlı. Hemen yanındaki Silver Pagoda fazla enteresan değil ama, oldukça büyük bir zümrüt buda heykeline ev sahipliği yaptığından dolayı çok önemli bir tapınak. Wat Phnom, oldukça kutsal başka bir tapınak. Yüzyıllar önce çok yakından geçen nehrin kumları arasında bulunan dört buda heykeline ev sahipliği yapması için yapılmış. Heykelleri bulan kadının ismi Penh ve bundan dolayı da başkentin ismi Phnom Penh. “Penh’in Tepesi” anlamına geliyor. Ölüm Tarlaları ve arkasından da ünlü işkence kampı S-21 gezisi için kaldığımız otelin organize ettiği bir tura katılıyoruz. Yarım saatlik bolca hoplamalı bir yolculuktan sonra Ölüm Tarlalarının giriş kapısındayız. Minibüsten iner inmez etrafımız kolsuz bacaksız insanlarla kuşatılıyor. Dileniyorlar. Karşımızda ince uzun, oldukça yüksek, çatı kısmı tapınağa benzeyen bir yapı var. Yaklaşınca pencerelerinden görünen beyaz şeylerin insan kafatasları olduğunu fark ediyorum. Pol Pot’un öldürttüğü binlerce Kamboçyalının kafatasları. İçeri giriyoruz. Çok dar bir alanda yukarı doğru yükselen raflarda yüzlerce kafatası insana dehşet veren bir görüntü oluşturuyor. Daha sonra ingilizcesi kolay anlaşılamayan bayan rehberimiz bizi hemen arka taraftaki toplu mezarlara götürüyor. Silah kullanılmadan, hindistan cevizi ağaç dallarının keskin uçları ile vücutları kesilerek, çekiç ile parçalanarak öldürülmüş yüzlerce insanın yan yana toplu mezarları. Gezinin ikinci etapında Kızıl Khmer’lerin S–21 hapishanesi var. Bugünkü ismi Tuol Sleng Müzesi. Kendilerince rejim düşmanı olanlar için bir işkence evine dönüştürülen eski bir lise binası. İşkence odalarını dolaşıyoruz önce. Siyah beyaz fotoğraflar işin korkunçluğunu fazlasıyla anlatıyor. Turun bitiminden sonra Rus Pazarı olarak adlandırılan alışveriş merkezine gidiyoruz. Şehir haritası üzerinden yürüyerek kolayca buluyorum. Tropikal meyve tezgahlarının arasından geçip içeriye giriyoruz. Diğer girişe yakın bir yerde çok güzel ahşap hediyelik eşyalar satan dükkanlar var. Hemen yanlarında da, harika elişi seramik malzemelerin satıldığı standlar. Balık desenli seramikler hep ilgimi çeker. Kendime, mavi balıkların yüzdüğü bir bardak beğeniyorum. Alışveriş faslından sonra bir motosiklet-taksiye atlayıp otelimize dönüyoruz. Bu arada biraz geç kalınmış öğle yemeği faslını da geçmemiz gerekiyor. Klasik bir Asya yemeği yerine BigA Süpermarkete gidiyoruz. Uzun baton ekmeklerden alıp bir köşedeki deniz ürünleri standından 4–5 midye tava, mürekkep balığı ve tavuk, içerideki burgerciden de kola ısmarlıyoruz....

Read More

İŞ YAŞAMI BİR SANATTIR

Kişinin kendini sürekli geliştirmesi, yaşamın tüm alanında geçerli olan en önemli hususlardan birisidir. Birey tüm yaşamı boyunca, özel yaşamından iş yaşamına kadar birçok zorlu durum ve sınavlar ile karşılaşır. Cesaret denemelerinden, kendine olan inancına kadar yüzleşmesi gereken birçok durum ile yüz yüze gelir. Kendini hangi duygu ve inançlar ile beslediği yaşadığı durumlarda sürekli olarak karşısına çıkmaktadır. Birey, tüm yönleri ile bireydir. Sahip olduğu her şey, onu ifade eder ve tamamlar. Hangi üniversiteyi bitirdiğinizin ya da hangi meslek dalında olduğunuzun pek bir önemi yok. İş yaşamında da başarı için sadece diploma yeterli değildir. Kendini ifade edebilme, pozitif olabilme, kendine güvenme ve daha birçok nitelik bireyi bütün kılar. Sadece teknik bilgiye sahip olmak, bir işte başarılı olabilmeyi garanti etmez. Kendini ifade edemedikten sonra, hangi diplomaya sahip olduğunuzun pek te önemi yoktur. İş yaşamındaki sorunların üstesinden gelebilmek için birçok özelliği kendimizde beslemek ve barındırmak gerektirmektedir. Bunun için kişinin kendini geliştirmesi, kendi benliğine yatırım yapması, farkındalık ve bilinç yolunda çalışması çok önemlidir. Kişi kendi iç dünyasında başarılı olabildiği ölçüde, dış dünyada da başarılı olabilir. Kişinin kendini tanıması, inançlarının bilincinde olması çok önemlidir. Kendini gözlemleyen insan, kendini tanımaya başlar; tanıdıkça kendini dönüştürebilme süreci de devreye girer. İş yaşamında, diplomanızın yanı sıra, ne kadar pozitif olduğunuz, kendinize ne kadar inandığınız ve kendinizi ne derece ifade ettiğiniz büyük önem taşır. Kendini ifade edemedikten sonra sahip olduğunuz unvanların pek te önemi yoktur. Kurumlar, organizasyonlar içinde sadece diplomanızla değil, sahip olduğunuz tüm karakteristik özelliklerle de var olursunuz. Bu yüzden iş yaşamında başarı için, teknik bilgi birikiminde olgunluk kadar, içsel olarak kendini geliştirme, iç dünya üzerinde çalışma da çok önemlidir. İnançlar üzerinde çalışılması, kişisel gelişimde çok önemlidir. Kendimize ne kadar inanıyoruz, kendimizin ne kadar arkasındayız, zorlu durumlarla karşılaştığımızda içimizden yüzeye çıkan duygu nedir? Hangi duygularımız baskın ve hayatımıza şekil vermektedir? Tüm bunların farkında olan birey, kendini hangi alanda tamamlaması gerektiğini de bilir. Bir insanın iç enerjisi, sürekli olarak dışına yansıyarak, diğer insanları da etkileyebilme noktasına ulaşır. Cesaret sahibi olmayan, kendine inanmayan biri, iş yaşamında zorluklar ile karşılaştığında, takındığı tutum ve içinde bulunduğu ruh halini diğerlerine de yansıyacaktır. Aynı şekilde kendine inanan biri, zorluklarla karşılaştığında, kendisi pozitif olduğu için etrafındakileri de pozitif yönde motive eder. Kişi mesleğine içinde bulunduğu ruh halini de katar ve bu ruh hali, iletişime geçtiği insanlara da yansır. Bir mağazaya girdiğinizi ve bu mağazada yüzü asık bir tezgahtar ile karşılaştığınızı düşünün, sizin üzerinizdeki etkisi nedir? Aynı şekilde bir mağazaya girdiğinizi ve sizi güler yüzle karşılayan biri ile iletişime geçtiğinizi düşünün. En küçük boyuttaki işletmelerden en büyük kurumlara kadar çalışanlar, müşteriler ve diğer çalışanlar üzerinde etki yaratırlar. Biri diğerini etkiler, böylece zincirleme bir etkileşim sürekli olarak devrededir. Birey, kendine inandığı sürece başarılı olabilir. İnanç, bireyi başarıya taşıyacak...

Read More

TATİL PROJELERİ – INLE GÖLÜ

İNLE GÖLÜ    (Inle Lake, BURMA ya da MYANMAR) Inle Gölü, bambu kazıklar üzerine inşa edilmiş köyleri, gölün üzerinde oluşturdukları tarlalarda tarım yapan köylüleri, yüzen pazarları, küçücük sandallarında sağ ayaklarıyla kürek çeken balıkçıları, ilginç tapınakları, göl üzerinde süregelen sıradışı yaşamıyla alıştığımızın çok dışında, keyifli görüntülerle dolu farklı bir coğrafya. Nyaungshwe, İnle Gölünün kuzey kıyılarına 3,5 kilometre uzaklıkta bir kasaba. Göle geçiş için bir atlama noktası olma özelliğini kasabanın içinden geçen geniş su kanalı sayesinde kazanmış. Kanal, gölün kuzeyindeki derelerin suyunu göle aktaran doğal bir nehir. Tekrar üç yıl önce kaldığım, kanal kıyısındaki Gypsy Inn’e gidiyorum. Sahibi ikinci kez orayı tercih etmemden dolayı gurur ve sevinç dolu. Check-in sırasında hemen bitki çayı ve kızartılmış tatlı ikram ediyor. Akşam saatlerinde kanal boyunca fotoğraf turuna çıkıyorum. O kadar çok enteresan fotoğraf kareleri var ki… İnce uzun teknelerin pervanelerinin suyu havalara doğru püskürtüşü, göldeki tekne turundan dönen yabancılar, serpme ile balık avlamaya çalışan balıkçılar, iskeleler üzerinde toplu halde kahkahalar atarak yıkanan kadınlar… İnle Gölü’nde yapacağım tekne turu için tekneciyle sabah 07:30 diye sözleşmiştik. İlk önce, yabancıların İnle’ye giriş için ödemek zorunda olduğu üç dolarlık ücreti ödeyip biletimi alıyoruz. Tekne (pirog), İnle’ye özgü, tik ağacından yapılmış, düz tabanlı, 15 metre boyunda ve oldukça dar bir tekne. Genişliği sadece bir metre ve tek bir insanın oturmasına imkan veriyor. Bu incecik bayanın tam ortasına konulan ahşap bir koltuk, yolcu için. Teknenin motoru, teknecinin oturacağı kıç bölümünün arkasında. Teknenin gerisinde de suya girip çıkabilen bir şaftın ucunda üçlü bir pervane yer alıyor. Motor çalışıp pervanesinin suya girişiyle öne doğru atılıp su kanalının ortasına doğru yöneliyoruz. Birden yüzüme çarpan rüzgarın serinliğiyle keyifleniyorum. Upuzun teknede tek başına olmak güzel bir duygu. Solumuzda, kıyıya yanaşmış bir sıra domates yüklü tekne, yüklerinin kıyıdaki depolara alınmasını bekliyor. Geniş sepetlerdeki küçücük kıpkırmızı renkteki domateslerin görüntüsü oldukça hoş. Sağımızda ve solumuzda Nyaungshwe’nin devamı uzanıyor, ilerledikçe beton binaların yerini kazıklar üzerine yapılmış bambu evler alıyor, bir süre sonra seyrekleşip sona eriyorlar. Kanal olarak adlandırılan bu bölüm aslında 20-30 metre genişliğinde doğal bir nehir. İnle’nin en önemli kaynağı, kuzeyindeki bu kanal aracılığıyla gelen üç-dört farklı küçük nehrin getirdiği su. Kanalın bitip gölün başladığı noktadan itibaren mısır yetiştirilen tarla görüntüleri uzunca bir süre devam ediyor. Bambular, yaklaşık on metrelik bir mesafe oluşturacak şekilde çakılmış. Kanal boyunca bizim gördüklerimiz dikdörtgen şeklindeki tarlaların kısa kenarları içeri doğru yüz metreden fazla uzanıyor. Her tarla arasında da yaklaşık onar metrelik boşluklar, yani doğal su kanalları var. Artık açık göl alanındayız. Her iki tarafımızda, uzaklarda üzerleri gri bulutlarla kaplı, yemyeşil tepeler var. Sıkça, karşımızdan gelen domates yüklü ya da yolcu taşıyan teknelerle karşılaşıyoruz. Gölün ortasındaki hükümete ait (government resthouse) küçük konaklama yerinin biraz ilerisinde küçük bir Buda heykelinin bulunduğu bir sunak var....

Read More

KURUMSAL POZİTİF ENERJİ

Kurumlar, ortak çalışma alanlarıdır. Bu ortak çalışma alanlarında işlev gören bilgi birikimin yanı sıra kişilerin ruhsal durumlarından kaynaklanan ve karşılıklı olarak akan enerjinin varlığı da önemlidir. İşte bu enerji, bilginin pratiğe dönüştürülmesi sürecinde, önemli bir faktördür. Negatif atmosfere sahip mekânlar, negatif odaklı insanların yaydıkları enerjinin etkisi altındaki alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi birikimi ne kadar geniş ve yoğun olursa olsun, ortamın atmosferi bilgi akışını etkiler. Böylece var olan bilgi, kısıtlanmaya ve bireyler arasındaki enerji akışındaki tıkanıklık nedeni ile işlevsiz kalmaya mahkûmdur. Pozitif atmosfere sahip mekânlar, pozitif odaklı insanların yarattığı alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi, rahatça akışa geçer. Atmosferin verdiği rahatlık, bilgi akışını ve kurumsal verimliliği hızlandırır. Kurum içerisinde negatif ya da pozitif atmosferi oluşturan, çalışan insanlardır. İnsanın ruhsal durumunu da kendisi hakkındaki inançları belirler. Kişi, işi ile ilgili bilgi birikimine önem verdiği ölçüde, kendi kişisel gelişimine de önem vermelidir. Bu anlayış, çok boyutlu olarak profesyonelleşmesine yardımcı olur. Her düzen, birbirine bağlı zincirlerden oluşur. Zincirin her bir halkası ne kadar gelişir ve kuvvetlenirse, zincir de o derece güçlenecektir. Kendini geliştirebilen birey, ortak çalışma alanındaki başkalarını da geliştirebilir. Kendine güvenen biri, başkalarına güvenebilir. Kendini geliştirmede başarılı olan biri, başkalarını ve çalıştığı kurumu geliştirmede başarılı olabilir. Nasıl bir iş arkadaşı ile çalışmak size daha çok keyif verir? Geniş iş bilgisine sahip fakat negatif biri ile mi? Geniş iş bilgisine sahip aynı zamanda pozitif olan biri ile mi? İşi hakkında geniş bilgiye sahip fakat kendini kişisel olarak geliştirmede yetersiz kalan biri, yarım bir çalışan gibidir. Birey, işi hakkında gerekli tüm bilgiye ve profesyonelliğe sahip olabilir fakat bireysel gelişiminde de kendini pozitif gelişim için eğitmiyorsa, başarılı olma şansı zaman içinde azalacaktır. Kişinin ruhsal durumu, onun bilgisini pratiğe dönüştürmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kendine güvenen, insan ilişkilerinde pozitif tutum içinde olabilen, kendine ve diğerlerinin başarısına inanan bir birey; bilgisini uygulamaya geçirmekte ustadır. Çünkü çok boyutlu bir profesyonel kimlik taşımaktadır. Bilgisini, hem kendine hem de başkalarına hizmet ile birleştirmekte, böylece kendini her yönden ifade edebilmektedir. Aynı şekilde bilgi birikimine sahip fakat kişisel gelişimi üzerinde başarısız olan bir birey de, çok boyutlu düşünüp hareket edemez. Bu yüzden çalışan bir birey çok boyutlu olduğu zaman başarıyı geçerli kılabilir. İş yaşamında profesyonel olmayı gerçekten başarabiliyor muyuz? Profesyonel olmayı başarmak isteyen kişi, iş yaşamında ihtiyaç duyacağı bilgileri sürekli genişletmeye çalışırken aynı zamanda kendini kişisel olarak ta geliştirmelidir. Kurumsal başarı, ancak teknik bilgi ve bireysel gelişimin uygun bir şekilde sentezlendiği pozitif enerjili ortamlarda elde edilebilir. Dr. Faruk...

Read More

TATİL PROJELERİ – PHNOM PENH

Bugünkü programımızda şehir turu var. Diğer ülkelerde alıştığım triportör (tuk tuk ya da motor-rikşa) burada neredeyse hiç yok gibi. Bir motosiklet-taksici ile haritada işaretlediğim dört yere götürmesi için anlaşıp yola çıkıyoruz. Göreceğimiz yerler listesinin başında “Independence Monument” (Bağımsızlık Anıtı) var. Şehrin ana bulvarlarından birinin üzerindeki Anıt, fazlaca görkemli olmasa da etrafını çevreleyen dairesel iki yeşillik bandı ile oldukça güzel görünüyor. Fakat böylesine önemli bir yapının etrafının tuvalet olarak kullanılması ve uzunca bir süreden beri de temizlenmemiş gibi görünmesi çok ilginç. “Ben böyle bağımsızlığın içine ederim” mi demek istiyor bunu yapanlar acaba? İkinci durak, Royal Palace ya da Eski Krallık Sarayı. Gerçekten muhteşem yapılarla dolu. Bangkok’daki Siyam Krallığının sarayından çok daha güzel, düzenli ve bakımlı. Hemen yanındaki Silver Pagoda fazla enteresan değil ama, oldukça büyük bir zümrüt buda heykeline ev sahipliği yaptığından dolayı çok önemli bir tapınak. Wat Phnom, oldukça kutsal başka bir tapınak. Yüzyıllar önce çok yakından geçen nehrin kumları arasında bulunan dört buda heykeline ev sahipliği yapması için yapılmış. Heykelleri bulan kadının ismi Penh ve bundan dolayı da başkentin ismi Phnom Penh. “Penh’in Tepesi” anlamına geliyor. Ölüm Tarlaları ve arkasından da ünlü işkence kampı S-21 gezisi için kaldığımız otelin organize ettiği bir tura katılıyoruz. Yarım saatlik bolca hoplamalı bir yolculuktan sonra Ölüm Tarlalarının giriş kapısındayız. Minibüsten iner inmez etrafımız kolsuz bacaksız insanlarla kuşatılıyor. Dileniyorlar. Karşımızda ince uzun, oldukça yüksek, çatı kısmı tapınağa benzeyen bir yapı var. Yaklaşınca pencerelerinden görünen beyaz şeylerin insan kafatasları olduğunu fark ediyorum. Pol Pot’un öldürttüğü binlerce Kamboçyalının kafatasları. İçeri giriyoruz. Çok dar bir alanda yukarı doğru yükselen raflarda yüzlerce kafatası insana dehşet veren bir görüntü oluşturuyor. Daha sonra ingilizcesi kolay anlaşılamayan bayan rehberimiz bizi hemen arka taraftaki toplu mezarlara götürüyor. Silah kullanılmadan, hindistan cevizi ağaç dallarının keskin uçları ile vücutları kesilerek, çekiç ile parçalanarak öldürülmüş yüzlerce insanın yan yana toplu mezarları. Gezinin ikinci etapında Kızıl Khmer’lerin S–21 hapishanesi var. Bugünkü ismi Tuol Sleng Müzesi. Kendilerince rejim düşmanı olanlar için bir işkence evine dönüştürülen eski bir lise binası. İşkence odalarını dolaşıyoruz önce. Siyah beyaz fotoğraflar işin korkunçluğunu fazlasıyla anlatıyor. Turun bitiminden sonra Rus Pazarı olarak adlandırılan alışveriş merkezine gidiyoruz. Şehir haritası üzerinden yürüyerek kolayca buluyorum. Tropikal meyve tezgahlarının arasından geçip içeriye giriyoruz. Diğer girişe yakın bir yerde çok güzel ahşap hediyelik eşyalar satan dükkanlar var. Hemen yanlarında da, harika elişi seramik malzemelerin satıldığı standlar. Balık desenli seramikler hep ilgimi çeker. Kendime, mavi balıkların yüzdüğü bir bardak beğeniyorum. Alışveriş faslından sonra bir motosiklet-taksiye atlayıp otelimize dönüyoruz. Bu arada biraz geç kalınmış öğle yemeği faslını da geçmemiz gerekiyor. Klasik bir Asya yemeği yerine BigA Süpermarkete gidiyoruz. Uzun baton ekmeklerden alıp bir köşedeki deniz ürünleri standından 4–5 midye tava, mürekkep balığı ve tavuk, içerideki burgerciden de kola ısmarlıyoruz....

Read More

SORUMLULUK ALMAK VE SUÇLAMAK ÜZERİNE

Sorumluluk almak, yaşamda başımıza ne gelirse gelsin, bizim düşüncelerimiz ile çektiğimiz olay ve durumlar olduğunu, hepsinden almamız gereken bir ders olduğunu idrak etmek demektir. Çok kötü olaylarla ve durumlarla karşılaşmış olabiliriz, bize zarar vermek isteyen, bizi üzen insanlar karşımıza çıkmış olabilir. Belki de “keşke bu hiç olmasaydı” ya da “keşke onunla hiç karşılaşmamış olsaydım” diyebiliriz. Oysaki deneyimlediğimiz her durumun içinde, almamız gereken dersler yatmaktadır. Belki de sadece öğrenmemiz gereken bir şeyler olduğundan, o durum ve insanlarla karşılaşmaktayız. Bir olay bizi üzebilir, bir insan bize zarar verebilir fakat eşzamanlı olarak ta, ondan almamız gereken bir derste bulunmaktadır. İşte biz bu derslerin farkında olmadığımız zamanlarda, sorumluluktan kaçarız. Sorumlu olmak demek, başımıza gelen her olayda, karşılaştığımız her insanda, almamız gereken bir ders olduğunu ve bu sürecin her zaman bizim yararımıza olduğunu idrak etmek demektir. Hangi durumda olursak olalım, yaşadıklarımızın sorumluluğunu almak, her zaman kendi yaşamımızın bizim elimizde olduğunun farkında olmamız anlamına gelir. Sorumluluğu başkasına atmak ise kurban olduğumuzu kabul etmektir. Biri bizi üzebilir ya da yaşanılan bir olay üzülmemize sebep olabilir. Gerçekte ise üzülmemize tek izin veren ne o olay ne de o insandır, çünkü gözyaşlarımıza ya da duygularımıza sahip olan tek kişi biziz. Yaşadıklarından sorumlu olan biri, hangi olayı neden yaşadığını, hangi insanla niçin karşılaştığını anlar ve analizini yapabilir. Sorumluluk almak, kendi yaşamına sahip çıkmak demektir. Ne zaman birini ya da birisini suçlasak, mutlaka alamadığımız bir ders ile karşı karşıya gelmişizdir. Çözümlenemeyen bu düğüm, suçlama olarak dışarıya yansır. Başkalarını suçlamak, her zaman kendi elimizle yaşamımızı onlara sunduğumuzun ve bizim kendi yaşamımızda hiçbir payımızın olmadığının göstergesidir. Kişiyi suçlamak yerine, her zaman kendi içine bakmalı ve de dışta olan bu yansımanın içindeki hangi durumdan kaynaklandığını bulmalıdır. Ne zaman bir insanın bir davranışına sinir olsak, bu içimizde kabul edemediğimiz bir şeye basıldığının, bir düğmeye dokunulduğunun işaretidir. O kişiye saldırmak yerine, içimizde neler olduğunu ve bu davranışın bizde hangi inancı tetiklediğini anlamak, kişisel gelişimde çok önemlidir. Böyle bir durumda birilerini suçlamak daha kolaydır fakat yaptığımız bu bilinçsiz hareketin bilincini de kendimizde yarattığımız kin, öfke gibi negatif duyguların zararları ile öderiz. Aynı şekilde kendimizi suçlamak, başkalarını suçlarken yaptığımız gibi, kendimizi zehirleme yoluna gitmektir. Sorumluluk almak ve suçlamak, farklı şeylerdir. Kişi başına ne gelirse gelsin sorumluluğu almalı aynı zamanda da kendini ve başkalarını suçlamaktan kaçınmalıdır. Kendini ve başkalarını suçlama yoluna giden biri, yaşamda başına gelenlerin onun hayrı için oluştuğunu idrak edememekte, alması gereken dersleri de kaçırmaktadır. Kişinin kendini suçlaması, kendine verebileceği en büyük ceza ve yıkımdır. Bu suçluluk duygusu ile beraber büyük bir üzüntüyü de kendinde ortaya çıkaracaktır. Unutmayalım ki birçok hastalığın kökeninde, kişinin negatif duyguları yatmaktadır. Kendini suçlamak, kendi değerini baltalamak ve zehirlenmeye izin vermek demektir ve kişi bunun bedelini de bir gün ödeyecektir. Yaşamınızı asla...

Read More

NİYET ETMENİN ÖNEMİ

Niyet etmek, istemektir. İnsan yürekten istediği birçok şeye sahip olur. İstemek, yoğunluğuna göre istenen ve arzu edilen şeyin hayatımıza çekilmesini sağlar. Bu yüzden kişisel gelişimde, olmasını istediğimiz şeylerin niteliğine dikkat etmemiz gerekir çünkü bir gün gerçekten karşımıza çıkabilir, gerçek olabilir. İstemek, gerçekleşmesine izin vermek demektir. Yaşamın çoğu zaman isteklerimizden oluştuğunu fark edemeyebiliriz. Çünkü gündelik koşuşturmalarımız içinde bunu algılamamız zorlaşmaktır. Niyet etmek, gerçekleşmesine izin verdiğimiz arzularımızın Evren’e gönderilmesi, duyurulmasıdır. Niyetler ne kadar içten olursa, gerçekleşmeleri o kadar kolay olur. Niyet ettiğimizde, ne istediğimizi bilmiş oluruz ve ne kadar çok niyet edersek, o istediğimizin gerçekleşmesine de o kadar çok odaklanırız. Kişisel gelişimde “niyet”, önemli bir role sahiptir. Niyet etmek, istediklerimizi gerçekleştirmeyi hızlandırmaktadır. İsteklerinizin daha çabuk gerçekleşmesini istiyorsanız, onlara niyet etmeliyiz. Niyetlerimizde açık ve net olmalıyız. Açık ve net olduğumuzda, artık neyi, nasıl istediğimizi bilmekteyizdir. Ayrıca kişi, ne istediğini bilmeli ve bu isteğinde odağı sağlayabilmelidir. Yaşamda çok zaman isteklerimiz değişmekte ve bu da isteklerimize erişmede bir kısır döngü yaratmaktadır. Ne istediğimizi tam olarak bilmediğimizde, birçok istek arasında gidip geliriz. Sabit bir hedef yerine değişken hedeflerimizle bir oraya bir buraya sürükleniriz. Bu noktada, kararsızlığımızı da Evrene sunmuş oluruz. Netlik olmayan kararsız istekler, evren tarafından desteklenmemektedir çünkü bizim bu istekler üzerindeki odağımız kısa sürelidir. Niyet ederken ilk önce isteğin belirlenmesi gerekmektedir. Ne istiyorsunuz? Daha rahat bir yaşam sürmeyi niyet ediyorum. Başarının yaşamıma akmasını niyet ediyorum. Sağlıklı bir yaşam niyet ediyorum. Daha iyi bir iş niyet ediyorum. İşyerimde huzurun hakim olmasını niyet ediyorum. Kişisel gelişimimin hızlanmasını niyet ediyorum. İnsan ilişkilerimde olumlu ve yapıcı birliktelikler yaşamayı niyet ediyorum Pozitif bir yaşam niyet ediyorum Tüm negatif düşüncelerimden kurtulmayı niyet ediyorum Niyetlerin akla geldikçe yürekten tekrarlanması, yaşamda oluşmalarını hızlandırır. Kişinin ne istediğini bilmesi ve bu isteğini hedefinde tutabilmesi, ona sürekli odaklanabilmesi çok önemlidir. Korku, isteklerimizi engelleyen olgulardan biridir. Bir şeye sahip olmak istediğimizde, korku da duyarsak, korkunun yarattığı negatiflik hali, isteğimiz üzerinde odaklanmamızı da güçleştirecektir.  Odakta tutulamayan bir istek, bizden uzaklaşan bir düşünce haline gelir. Bu yüzden isteklerimizde kararlı olmak ve kendimize inanmak, çok önemlidir. Kendine inanmak demek, gerçekleştirmeye başlamak demektir. Çünkü kendine inanan kişide şüphe ve endişe yoktur. Böylece negatif düşüncelerimizin engellemeleri ile de karşılaşmayız. Ne istediğini bilmek ve isteğe niyet etmek, kendine inanç ile birleştiğinde, mucize kaçınılmazdır. Dr. Faruk...

Read More

CESARET

Bireye ait olan değer ve olguların hepsi, kurumlar için de geçerlidir. Nasıl ki kendine güven duyan bir birey, dış dünyada kendini etkin bir şekilde ifade edebiliyorsa, bu husus kendine güvenen insanlardan oluşan bir kurum için de aynen geçerlidir. Kurumu oluşturan bireylerin hepsi, kendi kişisel karakteristik özelliklerini ister istemez iş hayatlarına taşırlar. Bu sebepten, kurumları oluşturan bireylerin kişisel özellikleri, o kurumun başarılı olmasında kritik öneme sahiptir. Cesaret, bu karakteristik özelliklerden biridir ve kurum yaşamında çok önemli bir yeri vardır. Her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde birçok yenilik sunulmaktadır. Kendini yenileyemeyen ve teknolojiye ayak uyduramayan kurumlar,  hitap ettikleri bireylerin de ihtiyaçlarına cevap veremezler. Bu sebepten gerilemeleri, tıkanmaları ve başarısızlıkla yüz yüze gelmeleri kaçınılmazdır. İşte bu noktada, cesaretli bireyler, bir kurumun can damarlarıdır. Kurumun kendini yenilemesinde ve gelişen teknolojiye uyumlu hale gelmesinde, bu bireyler etkindirler. Çünkü cesaret sahibi yapıları ile yeni fikirler üretilmesine ve bu yeni fikirlerin oluşumlara dönüşmesine sebep olurlar. Cesaret, sadece yenilikçilik için değil, aynı zamanda nerelerde eksik olduğunun ya da nerede hata yapıldığının ortaya çıkmasında da çok önemli bir faktördür. Denenen ancak başarılı olunamayan bir girişim ya da projede, cesaret aynı öneme sahiptir. Fikir ve düşüncelerini ifade edebilen bireyler, kuruluşların eksik kaldığı yönleri de ortaya çıkarabilirler. Cesaret, olaylara dışarıdan objektif olarak değerlendirme bakış açısını ve de yenilikçilik anlayışını da kendi içinde barındırır. Cesaret ile ortaya konulan fikir ve düşünceler, birçok eksikliğin sebebini de gözler önüne serebilir. Cesaret sahibi bireylerden oluşan kurumlar hem eksik kaldığı yanları bulmada, hem de gelişen teknolojiye ayak uydurmakta son derece başarılıdırlar. Cesarete sahip olabilmek kadar, içinizdeki cesareti sunabilme de çok önemlidir. İfade edilemeyen ve gizlenen cesaret, hiçbir amaca hizmet etmediği gibi, körelip giden fikir ve düşünceler anlamına gelir. Kurumlarda cesaret sahibi bireylerin cesaretlerini ifade edebilmeleri için, onurlandırılma ve yeni fikirlerini belirtmeleri için yüreklendirilmeleri gerekir. Bireylerde cesaret olgusunun açığa çıkabilmesi için yüreklendirme ve paradigma körlüğünden uzak olabilme, çok önemlidir. Bunun için yeni fikirlere açık ve cesaret sahibi yöneticilerin kurumların başında olması gerekmektedir. Cesaret sahibi olabilmek kadar, cesareti sunabilme ve ardından harekete geçme ile başlatılan gelişim süreçleri kurumları bir adım ötesine taşımaktadır. Bunların yanı sıra, risk alabilme de gelmektedir. Risk almadan, bir şeyin yürüyüp yürümeyeceğini bilemeyiz. Risk alamamak, yerinde sayma, kısır döngü ve yeniliklere kapalı olmayı beraberinde getirir. Yeniliklere açık olmayan, cesaret sunamayan ve risk alamayan kuruluşlar, sürekli genişleyen teknolojide kendilerine yer bulamayıp, eskimiş kalıplarının arasında sıkışıp kalmaya mahkûmdur. Yenilikçilik, cesaret ile başlayan ve gelişimi içeren sonsuz bir süreçtir. Yenilikçi olabilme, ilerleyen teknolojiye ayak uydurabilme ve hitap edilen kitlenin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayabilme demektir. Yenilikçi olan kurumlar, taşıdıkları cesaret ile sürekli kendini yenileyen sisteme sahiptirler. Verimlilik, böyle kurumlarda doğal bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır....

Read More